29.12.2017
2904
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU HABERTÜRK TV’DE “ENİNE BOYUNA” PROGRAMINA KATILDI (28 ARALIK 2017)

- "(696 sayılı KHK) Burada iki şey var. Cezai sorumsuzluk getiriyorsunuz. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisindedir. Af getiriyorsunuz, KHK ile af getiremezsiniz. Parlamentoda nitelikli çoğunluk sağlanmadan af da getirilemiyor. Bir de geleceğe dönük düzenleme getiriyorsunuz"
- "Anayasa Mahkemesi, şu anda Anayasa’nın askıya alınmasına yol açmıştır. Şu anda Türkiye’de Anayasa uygulanmamaktadır. Bir Kanun Hükmünde Kararname ile ’Anayasa Mahkemesini kapattım.’ derlerse kapanır"
- "Guantanamo örneği verildi. Birisi, Erdoğan’a bilgi versin. Bu, ABD sınırları içinde bir yer değil. ABD topraklarında böyle bir yer kuramazsınız. Amerikan hukuku buna izin vermez. Bütün dünyanın lanetlediği bir olaydır"
- "(KHK’de yer alan ’tek tip kıyafet’ uygulaması) Siz aşağılayıcı bir düzenlemeyi getiriyorsunuz. Bu insanlar mahkum olmadı ki. Tek tip elbise giydirmek ne demek?"
- "(Cumhurbaşkanlığı seçimi) Demokrasiden yana olanların en az yüzde 60’ı sağlaması lazım. Çünkü Türkiye’nin sorunları çok ağırlaştı ve derinleşti. Bu sorunu çözecek olan demokrasi güçleridir"
- "(Cumhurbaşkanlığı adaylığı) Olabilir tabii. Dediğim gibi yeri ve zamanı gelir, oturulur, konuşulur, bir karar verilir"
- "(Cumhurbaşkanlığı seçimi) Demokrasiden yana ikinci tura kim kalıyorsa biz ona kesintisiz ve koşulsuz destek veririz. Ama belli ilkeler olmalı"
- "Deniz Gezmiş ile Erdoğan arasında bir kıyaslama tarihe ihanettir ve asla doğru değildir"

Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Habertürk televizyonunda "Enine Boyuna" programında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, Ece Üner’in sorularını yanıtladı.



Ece ÜNER- Enine Boyuna’dan, Ankara’dan, CHP Genel Merkezinden iyi akşamlar diliyoruz efendim. Bugün Ankara’dayız, CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla beraberiz. Ahmet Hamdi Tanpınar “Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma fırsatı vermiyor” demiş. Gerçekten de öyle, gündem her zamanki gibi son derece yoğun. Çok fazla başlık var, tartışma yaratan kanun hükmünde kararnameler, sivillere yargı muafiyeti getiren, yeni tek tip kıyafet tartışması, seçim ittifakları, erken seçim ihtimali, yolsuzluk, rüşvet iddiaları. Soru çok, konu çok, Sayın Genel Başkan’a yönelteceğiz. Enine Boyuna başlıyor.

Efendim hoş geldiniz yayınımıza.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederim, siz de hoş geldiniz Genel Merkezimize.

Ece ÜNER- Çok teşekkür ederiz, sağ olun. Efendim sıcak gelişme çok fazla az önce de söylediğim gibi. Amerika Türkiye arasındaki vize krizi çözüldü. En sıcak gelişme o. Şimdi acaba bu adımın ardından iki ülke arasındaki gerilim aşılabilir mi sorusu da gündeme geldi. Yani işte Sarraf davası, Gülen’in iadesi, PYD’ye destek gibi meselelerde acaba Türkiye’nin istediği yönde aşılabilir mi? Ne dersiniz, nasıl yorumlarsınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin iyi olmasını isteriz. Daha doğrusu bütün ülkelerle aramızın iyi olmasını isteriz. Yani Suriye’yle de, Irak’la da, İran’la da, Amerika’yla da, Rusya’yla da, AB’yle de, Japonya’yla da Türkiye hem kendi ülkesinde, hem de dışarıda barışı savunan, özgürlüğü savunan, demokrasiyi savunan bir ülke konumunda olmalı. Bir kriz yaşandı ABD ile Türkiye arasında ve karşılıklı vizeler kaldırıldı. Şimdi yeniden vizeler konuyor, daha doğrusu vizeye izin veriliyor, vatandaşlar Amerikan veya Türk vatandaşları vize alarak kendi ülkelerine veya başka ülkelere, Amerika’ya veya Türkiye’ye gidip gelebilecekler.

Krizin aşılması güzel bir olay ama benim yadırgadığım şöyle bir şey var. Türkiye’nin yaptığı açıklamayla ABD’nin yaptığı açıklamalar arasında çelişkiler var.

Ece ÜNER- Ne gibi efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi mesela ABD’nin yani büyükelçinin yaptığı açıklamada “Yerel çalışanlara yönelik bir soruşturma bulunmadığı” diyor. İkinci önemli nokta, “Resmi görevlerini yerine getirdikleri için gözaltına alınmayacağı, bundan sonra kişilerin veya tutuklanmayacağına dair üst düzeyde sağladığı güvenceye bağlı kalmıştır” diyor. Yani bir güvence verilmiş Türkiye Cumhuriyeti tarafından. Türk makamlarının Amerikan hükümetini önceden bilgilendireceği eğer böyle bir şey olursa kaydedilmiştir. Söz konusu güvencelere karşı olarak da ABD vize yasağını kaldırdığını söylüyor. Ama buna karşın Türk büyükelçiliği bir açıklama yapıyor “Biz hiç kimseye güvence vermedik” diyor.

Şimdi eğer güvence bize verildi ve biz bu güvence nedeniyle vizede yaşanan krizi aşıyoruz diyorlarsa ve gerçekten Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bir güvence vermemişse ortada bir sorun var demektir. Neden iki taraf ortak bir açıklama yapmazlar aynı metin üzerinden? Yapabilirler. Şimdi kime inanacağız? Elbette ki, bizim kendi büyükelçiliğimizin yaptığı açıklamaya inanacağız. Ama Amerika diyor ki, “Bana güvence verdiler.” Hangi güvenceyi verdiler, niçin bu güvenceyi verdiler? Bizi rahatsız eden bu, iki devletin yayınladığı açıklamanın birbiriyle çelişmiş olması.

Ece ÜNER- Peki efendim bir diğer sıcak gelişme FETÖ’nün mor beyin tuzağı Bylock kumpası meselesi. Şimdi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 11 bin 480 kişinin iradesi dışında telefonuna yüklendiğine ilişkin tespitini paylaştı. Ondan sonra da bugün 12 tahliye var. Hem zamanlaması, hem içeriği, ne dersiniz, nasıl yorumlarsınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir hatadan ötürü kaç kişi içerde bilmiyoruz, önce bu sayının bilinmesi lazım. Bugün sınırlı sayıda insanlar tahliye edildiler. Ki, benim bildiğim Cumhuriyet Gazetesi’nin bir çalışanının yine telefonuna yine bu yöntemle Bylock’un yüklenmiş olduğu ve bu nedenle uzun süredir hapiste olduğu şeklinde bildiğimiz bir gerçek var. Bu şunu gösteriyor aslında yani, devletin kurumlarının sağlıklı çalışmadığını gösteriyor. Yani bunu siz yeni mi keşfettiniz? Bu kadar insan boşu boşuna neden hapislerde kaldı, neden bu kadar büyük bir insan kitlesi gereksiz yere suçlamalarla muhatap oldu? Birilerinin bunun hesabını vermesi lazım. Masum bir insanı Bylockçu diye, FETÖ’cü diye komşusu da suçladı, yeri geldi bizler de suçladık, yeri geldi başkaları suçladı, yeri geldi kahveye gitti kahvedeki arkadaşları suçladı. Ama bugün o kişinin FETÖ’cü olmadığı çıktı ortaya. Ne olacak? Bu insanın onuruyla oynadık, bu insanın kişiliğiyle oynadık, bu insanın aile hayatındaki huzurunu bozduk, çevresiyle geçmişte kurduğu sağlıklı, güzel diyaloğu temelinden sarstık ve bozduk. Birilerinin bunun hesabını vermesi lazım aslında. Neden bu kadar geç kalındı? Aradan 17 ay geçti yanlış hatırlamıyorsam 17 ay. Yani neden bu kadar geç kalındı? Devletin hangi kurumu geç kaldı bu kadar, neden cumhuriyet savcılığına bu kadar geç bilgi verildi? Veya zamanında verildiyse cumhuriyet savcılığı neden bugüne kadar bekledi, neden bu insanlar mağdur oldu? Bu insanların aileleri vardı, çocukları vardı, bu insanların aileleri, çocukları sokağa çıkamaz hale geldiler. Çocuklar okula gitseler bile diğer çocukların karşı tepkileriyle karşılaştılar. Yani bir insanı derinden sarsan ve toplumun her kesiminin de karşı olduğu bir FETÖ olayı dolayısıyla derinden sarsan bir olayın muhatabı oldular boşu boşuna bu insanlar.

Ece ÜNER- Peki efendim şimdi şeytanın bile aklına gelmeyecek tuzaklar kurulduğu süreç içinde bir şekilde çıktı ortaya. Yani o açıdan baktığınız zaman çok kolay mı ortaya çıkarmak, hani aylar geçti diyorsunuz. Bir sorum daha var. Yeri geldi bizler de suçladık dediğiniz için. Yine Habertürk yayınındaydı yanlış hatırlamıyorsam AK Partili milletvekillerine ilişkin sizin bir açıklamanız olmuştu Bylock kullanıcısı diye. Şimdi siz önümüzdeki süreçlerde soracağım ama bir takım iddialarınızı ispat etmemekle sizi eleştirenler bir konu başlığı olarak da bunu ortaya koyuyorlar. Yani işte “Hani Bylockçuları açıklayacaktın kim o AK Partinin içindeki Bylockçular” diye. Ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle ifade edeyim, ben şunlar Bylockçudur ya da şunlar Bylockçu değildir diye bir özel tanımlama yapmadım yok öyle bir şey. Ama şunu söyledim, Adalet ve Kalkınma Partisinin içinde Bylock kullananlar var dedim. Bu var mı? Evet var. Bunu açıklayacak organ kim? Elinde belgesi olan kurumların açıklaması lazım. Ben şunu da söyledim, “Bylock listelerini elinde bulunduran kurum bunların içinden seçerek değil, bunların tamamını cumhuriyet savcılıklarına göndermeli” diye söyledim. Seçilerek gönderildiği yönünde duyum gelmişti ve bu bizi rahatsız etmişti. Bunu ifade ettim. Şu anda var mıdır Bylock kullananlar? Elbette vardır yani. Çıksınlar…

Ece ÜNER- Vardır mı, var biliyoruz mu efendim? Çünkü bu çok ciddi bir iddia.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Var biliyoruz. Bu ciddi bir iddia tabi yani var biliyoruz. Ben açık ve net şunu söyledim, “Bu hükümetin yetkilileri veya bu işi araştıran bürokrasi ellerindeki bütün Bylock listelerini kamuoyuna açıklasın. Hiçbir şey gizlemeden açıklasın, her şey bilinsin.” Neden her şey bilinsin? Şunu söylüyor, Bylock kullanmak potansiyel olarak suçun belirtisi kabul ediliyor. Bylock şifresine giriyorsunuz veya işte o siteye veya o alanla haberleşiyorsunuz bu bir suçun başlangıcı olarak kabul ediliyor, yani suç unsuru olarak kabul ediyor, Yargıtay’ın da öyle bir kararı çıktı sonradan. Bunu destekleyen başka unsurları da araştırıyor yargı doğal olarak. Şimdi eğer bu bir suçsa Bylock kullananların tamamının isimlerinin kamuoyuna açıklanması lazım tamamının. Yanlış hatırlamıyorsam 125 bin civarında Bylock kullanıcısı vardı, gelen iddialar öyleydi ve bunun çok az bir bölümü kamuoyuyla paylaşıldı. Daha Eagle dedikleri bir yöntem daha var. O aşamada nereye geldiler onu bilmiyorum Eagle kullananlar da var ve onların daha etkili kişiler olduğu ifade ediliyor. Onları tam bilmiyoruz.

Ece ÜNER- Kanun Hükmünde Kararnameler, sivillere yargı muafiyeti getiren düzenleme. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanının bir açıklaması oldu. “Daha önce bu ifadenin yer aldığı 4 ayrı Kanun Hükmünde Kararname düzenlemesi yapıldı, hiçbirine dair bugüne kadar kimse ses çıkarmadı” dedi. Yine Başbakan Binali Yıldırım Suudi Arabistan’a giderken, “Daha evvel kamu görevlileriyle ilgili aynı düzenleme mecliste kabul edildi CHP’nin o zaman sesi çıkmadı.” Siz daha önce AYM’ye başvurdunuz mu bu konuyla ilgili?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sayın Binali Yıldırım’a kim bilgi vermiş onu bilmiyorum, biz tabi Anayasa Mahkemesine başvurduk yasalaştıktan sonra. Anayasa Mahkemesi şu ana kadar karar vermiş değil. Biz de Anayasa Mahkemesinin bu konuda bir an önce karar vermesini istiyoruz. Çünkü artık yasalaştı, dolayısıyla bunu geciktirmenin hiçbir mantığı yoktur, demokrasiye aykırı bir düzenlemedir ve bunun iptal edilmesini bekliyoruz. Buradan da Anayasa Mahkemesine, Sayın Başkanına ve üyelerine çağrı yapalım buna bir an önce baksınlar hukuka uygun mudur, değil midir, anayasaya uygun mudur, değil midir oturup kararlarını versinler. Yani biz hukukun gereği neyse, hangi yetkileri kullanmamız gerekiyorsa, yasa bize hangi yetkileri vermişse bu yetkileri kullanıyoruz. Hukukun üstünlüğü, demokrasi bağlamında kullanıyoruz.

Binali Bey’e CHP bu konuda ses çıkarmadı, herhangi bir şey de yapmadı bilgisini kim verdi bilmiyorum. Ama Binali Bey’den bizim isteğimiz Anayasa Mahkemesine sorsun, Başbakandır veya Başbakanlık Baş Hukuk Müşavirliği sorsun, bizim dilekçemiz orada. Eğer dilekçeye ulaşamıyorsa söz veriyorum ben kendisine bizim başvuru dilekçemizin bir örneğini gönderebilirim.

Ece ÜNER- Peki efendim şimdi, sivillere yargı muafiyeti getiren Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili. Şimdi bu konuda yanlış ya da eksik yazılmış bir hukuki metin ya da ucu açık bir metin, ya da örtülü af, ya da militarizm ya da paramilitarizmin önünü açacak bir düzenleme. CHP nerede duruyor? CHP Genel Başkanının tespiti nedir bu son Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ece Hanım, şimdi önce şunu ifade edeyim. Biz sadece darbe girişimine değil bütün darbelere karşıyız. Darbe girişiminde bulunanlara da karşıyız. Bu konuda en ufak bir tereddüdümüz yoktur. İki, darbeye karşı çıkan halkın gösterdiği kahramanlığa da saygı duyuyoruz, olağanüstü güzel bir şey, vatandaş direnme hakkını kullandı. Ben daha önce “Eğer demokrasiye bir kasıt olursa vatandaşların direnme hakkını kullanmaları gerekir” demiştim. Bunu bir grup toplantısında dile getirdiğimde en çok AKP kanadından eleştiri aldım, “Vay ne demek direnme hakkı” diye. Sonra 16 Temmuz’da, yani 15 Temmuz darbe girişiminden sonra TBMM Genel Kurulunda konuşma yaptım. Yaptığım konuşmada da demokrasi aynı zamanda hukuku ve demokrasiyi katledenlere karşı direnme hakkı demektir demiştim ve bu 15 Temmuz darbe girişimine karşı halkın direnmesini de “Halk direnme hakkını kullandı” demiştim.

Dolayısıyla direnme hakkını kullananlar hiçbir zaman suçlanamazlar. Darbeye karşı demokrasiye bir kasıt varsa, insan haklarına bir kasıt varsa insanlar direnebilirler bu onların en temel hakkıdır. Direnme hakkı Alman anayasasına da girmiştir. Çünkü demokrasi karşısında, demokrasinin yol edilmesi karşısında artık başvurulacak başka bir yöntem kalmamışsa halk direnme hakkını kullanır diye Alman anayasasına girmiştir. Nedeni de Hitler’in ortaya koyduğu hayatın bir gerçeğidir. Hitler demokrasiyi kullanarak geldi ve demokrasiyi yok etti, sonra halk direnme hakkını kullanarak demokrasiyi koruyabilir diyor.

Burada anlaşıyoruz, halk direnme hakkını kullanmıştır, kimse direnme hakkını kullananlara karşı sen suçlusun asla diyemez.

Ece ÜNER- Peki 121. maddede muhalefet ettiğiniz kısım neresi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi gelelim oraya, şimdi bu madde ne diyor o da aslında önemli. “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile - burada tamam 15 Temmuz darbe girişimi ve terör eylemleri - bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında birinci fıkra hükümleri uygulanır”, yani “Bunlara hiçbir ceza kesilmez” diyor. “Hiçbir ceza verilmez bunlara” diyor.

Şimdi az önce söyledim, tankın önüne çıkan, tankın altına yatan, hayatını kaybeden 250 şehit ve binin üstünde gazi var. Bunlardan hangisi suçlandı? Hiç kimse suçlanmadı. Bir Allah’ın kulu çıkıp da arkadaş sen darbeyi engellemek için niye tankın üstüne çıktın dedi mi? Hayır. Bu şehitlerimize ve yakınlarına imkanlar sağlandığında bir Allah’ın kulu çıkıp da beyler siz ne yapıyorsunuz, niye bu parayı veriyorsunuz dedi mi? Hayır. Bu yasa parlamentoya geldiğinde oybirliğiyle çıktı mı? Evet çıktı, kimse itiraz etmedi. O zaman sorun nerede? Sorun şurada, köprüde askerler linç edildi, yani öldürüldü. Şimdi bir askerin, rütbesiz bir askerin günahı nedir? Komutanı talimat vermiş çıkacaksın dışarıya. Hepimiz askerliğin kurallarını biliyoruz. Komutanın emri tartışılmaz ve koşulsuz yerine getirilir. Eğer komutanın emrini tartışmaya açarsanız zaten orada askerlik bitmiş demektir.

Şimdi bu er çıkıyor, komutan alıyor, götürüyor sonra siz kalkıyorsunuz komutana bir şey yapmıyorsunuz, ama eri linç ediyorsunuz. Ben 15 Temmuz darbe girişiminden sonra saraya gittim. Sayın Erdoğan vardı, Sayın Binali Yıldırım vardı, Sayın Bahçeli vardı, ben vardım, Sözcü vardı Sayın İbrahim Kalın ve Genel Sekreter vardı. Bu olay gündeme geldiğinde ben açık ve net şunu söyledim, “Köprüde linç edilen askerlerin haklarının aranması lazım. O askerlerin hiçbir günahı yok. Komutana her türlü cezayı verin hiç itirazımız yok, hukuk içinde kalarak ne gerekiyorsa yapın. Ama bir erin linç girişimi doğru değil.” Hepsi aynı görüşte, “Evet doğru değil, bunun soruşturulması lazım” dediler. Yani söz verdiler. Bu ne oluyor? Bu açıklama o linç girişimine af getiriyor.

Bakın, ben bunu sadece burada söylemiyorum. Yine 16 Temmuz’da TBMM’de direnme hakkını söyledim, AK Partili milletvekilleri de alkışladılar halk direnme hakkını kullandı diye ki, önce eleştiriyorlardı. Yine şunu da söyledim, “Bu dönemi yani bu darbe girişimi dönemini, bu dönemi soğukkanlılıkla devletin vakarına ve ciddiyetine yakışan bir anlayışla, yani hukuk içinde kalarak atlatmamız gerekmektedir. Devletin vakarına saygı göstereceğiz, o anlayışta olacağız, hukuktan vazgeçmeyeceğiz, çünkü devlet hukuk içinde devlettir, adalet mülkün yani devletin temelidir” dedim 16 Temmuz’da, 550 milletvekili de alkışladı.

Peki bu düzenleme nedir? Şimdi burada iki şey var. Cezai sorumsuzluk getiriyorsunuz, cezai sorumsuzluk. Bu TBMM’nin yetkisindedir. Siz cezai sorumluluk getiremezsiniz, af getiriyorsunuz. Bakanlar kurulu af getiremez. Kanun Hükmünde Kararnameyle de getiremezsiniz. Neden? Çünkü nitelikli çoğunluk gerekiyor. Yani parlamentoda nitelikli çoğunluk sağlanmadan zaten af da getirilemiyor, onu da getiremiyorsunuz. Bir de geleceğe dönük düzenleme getiriyorsunuz, ne diyorsunuz orada? Bunların devamı niteliğindeki eylemlerin, bir eylem oldu, açlık grevindeki Nuriye ve Semih’i düşünün, bu ülkenin İçişleri Bakanı çıktı dedi ki, “Bunlar DHKPC’lidir, bunlar teröristtir” dedi. Birisi çekip silahla vursaydı, “Kardeşim bunlar teröristti ben de vurdum…” Suç? Suçum yok ki.

Ece ÜNER- Burada Bekir Bozdağ’ın da, Mahir Ünal’ın da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da 15 – 16 Temmuz’u kapsadığı, yine Sayın Erdoğan’ın Başdanışmanlarından işte Mehmet Uçum’un ki hukukçu, sadece 15 – 16 Temmuz tarihleri arasında süregiden işte o devamı niteliğinde dediği orada devam eden…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Niye onu yazmıyorlar? Yani bunu anlatmak bu kadar zor mu? Niye yazmıyorlar? Bundan sadece ben değil Burhan Kuzu da yazdı “Bundan sonraki olayları da kapsamaktadır bu” dedi o da söyledi. Sonra kendi partisinden eleştiri gelince Tweetini düzeltmek zorunda kaldı ya öyle değil falan. Burhan Kuzu da demek ki anlıyor. Geçelim anayasa hukukçularına, hiçbirisi onların dediği gibi anlamıyor, hiçbirisi. Gitsinler bir anayasa hukukçusuna sorsunlar. Kaldı ki, siyasal görüş olarak mevcut hükümete yakın olan ceza hukukçuları da söylüyor “Bu yanlıştır” diye. Yani onların söylediği amaca dönük değil bu.

Ece ÜNER- Peki en üst düzey ağızlardan bu bununla sınırlı denmişken ve bu kamuoyunun önünde bu kadar açık tartışılmışken, ileride yargı buna karşı bir tasarrufta bulunur mu sizce?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hakim gelecek önüne diyecek ki, “Bu bunların devamı niteliğindedir” diyecek. “Terör eylemlerinin devamı niteliğindedir, teröristi vurmuştur” diyecek. Siz ne diyeceksiniz? Efendim işte bakın bu ülkenin Başbakanı, X partisinin Genel Başkanı böyle dedi siz kararınızı böyle verin mi diyecek? Eğer ona yollama yapıyorlarsa yani bu düşüncede iseler şöyle vahim bir tablo çıkıyor ortaya. Yargı bizim söylediğimiz yönde karar verecektir. Dolayısıyla yargı biz ne dersek ona uyacaktır. Yargı bizim söylediğimizin dışında bir karar veremez anlamına gelir ki, o bu yapılan düzenlemeden daha da vahim.

Ece ÜNER- Dolayısıyla söylediklerinizden şunu çıkardım, hani bir bu başlıkta bir manşet atılacak olursa. Bir örtülü af olarak mı değerlendiriliyor efendim sizin tarafınızdan?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Af zaten, örtülü falan değil canım af. Gelecek için de dokunulmazlık. Gelecek için nasıl dokunulmazlık? Eğer sen bu eylemi yaparsan diyor kimse sana dokunmayacak, milletvekillerine sağlanan dokunulmazlıktan çok daha güçlü bir dokunulmazlık. Milletvekilinin dokunulmazlığı 5 yılla sınırlı, 5.yılın sonunda milletvekili seçilemezse savcı gel diyor. Buna ömür boyu hiç gel demeyecek kimse. Böyle bir şey olur mu, böyle bir rezalet olur mu? Bana bir tane hukuk konusunda bilgisi, birikimi olan bir kişiyi çağırsınlar, hadi ben yanlış düşünüyorum diyelim, hadi Burhan Kuzu da yanlış düşünüyor diyelim, hadi bir başkası da yanlış düşünüyor diyelim. Bu ülkenin baroları var, yani Barolar Birliği Başkanı topladı bütün Baro Başkanlarını, aynı şeyi söylüyorlar onlar da.

Ece ÜNER- Metinde bir revizyon olursa bir itirazınız olmayacak mı? Öyle mi anlayalım? Yani çok net ifade edilirse bu kapsam?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz hukuka aykırı her şeye karşı çıkarız. Vatandaşın hakkını ve hukukunu koruruz. Vatandaşın hakkını ve hukukunu korumak bizim görevimizdir. Devlet,  şiddeti bir başkasına teslim edemez. Devlet kendi silahlı kuvvetlerini, kendi polis teşkilatını bununla devre dışı bırakıyor. Bakın, linç girişiminde köprüde linç gerçekleştirilirken orada polisler askerin linç edilmemesi için olağanüstü çaba gösterdiler polisler. Neden? Çünkü polisler hukuk devletinden yanaydı. Polisler hiç kimsenin orada burnunun kanamasını istemediler. Tamam askerler teslim olmuştur, alacaklar, götürecekler savcılığa teslim edecekler. Onların görevi bu, bu görevin bilincindeler. Ama orada birileri çıktı linç etti. Bakın ben size o linçle ilgili Sayın Bahçeli’nin 19 Temmuz 2016, kendi grubunda yaptığı bir konuşma. Linçi gerçekleştirip askerin boğazını kesen ve onun başında fotoğraf çektiren kişi için. “O iblis uşağı yaratık neredeyse bulunmalı, darbecilerle birlikte cezalandırılmalı, doğduğuna pişman edilmelidir”, ben söylemiyorum. 

Ece ÜNER- Peki aynı Sayın Bahçeli der ki, “121.maddeden rahatsız olmak 251 şehide hakaret, 2 bin 194 gazimize haysiyetsiz bir saldırıdır. Örtülü af olarak sunulması sefil bir uydurmadır.” Bu da yeni sözleri Sayın Bahçeli’nin.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biliyorum, o yeni sözlerini de biliyorum. Benim için bu söz önemlidir. Neden bu söz önemlidir? O olay olduğunda başında fotoğraf çektiren kişi bir erin, bir askerin boğazını kesip, linç başında fotoğraf çektiren kişi insan değildir, dediği gibi iblistir o insan olamaz. Bir insanı katledip başında fotoğraf çektirmek ve o fotoğrafı da bugün kalkıp savunmak hangi insani vicdana sığar? 21.yüzyılın Türkiye’sinde gideceksiniz bir adamın boğazını keseceksiniz, bıçaklayacaksınız hiçbir günahı olmayan bir er. Hani olur da efendim işte askerlere talimat veren komutanı bir şekliyle linç etmişsiniz, hadi onu deriz ki ya niye bu emri verdin. Bu adamcağız, bu çocuk, bu asker bu bizim evladımız bu ne yapsın? Talimat vermiş gelmişler. Getiriyorsunuz, öldürüyorsunuz, boğazını kesiyorsunuz, geçiyorsunuz önünde fotoğraf çektiriyorsunuz, şimdi de bu fotoğrafı savunur noktaya savruluyorsunuz. Asıl üzerinde durulması gereken nokta bu.

Ece ÜNER- Peki efendim şimdi sonuç olarak CHP çok açık ve net bir şekilde Anayasa Mahkemesine başvurdu bu konuyla ilgili.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

Ece ÜNER- Geçmiş başvuruları da göz önünde bulundurarak farklı bir sonuç bekliyor musunuz önce onu sorayım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle, bu ağır tabloyu Türkiye’nin gündemine getiren Anayasa Mahkemesidir. Anayasa Mahkemesi şu anda anayasanın askıya alınmasına yol açmıştır. Şu anda Türkiye’de anayasa uygulanmamaktadır. Örneğin, bir Kanun Hükmünde Kararnameyle Anayasa Mahkemesini kapattım derlerse kapanır, o kadar. Anayasa Mahkemesinin bir kuruluş kanunu vardır, kuruluş kanununu yürürlükten kaldırdım derseniz kaldırırsınız. Hiç kimse de buna bakamaz. Çünkü Anayasa Mahkemesi diyor ki, anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddelerini eğer kanun hükmünde kararnameyle değiştirirlerse ben buna bakmam diyor. Ama Anayasa Mahkemesine Anayasa Mahkemesinin 121. maddesini hatırlatmak isterim, ne diyor: “Olağanüstü hal süresince, OHAL süresince Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan bakanlar kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda Kanun Hükmünde Kararnameler çıkarabilir.”

Şimdi ben Anayasa Mahkemesi Başkanına ve üyelerine sormak isterim. Kış lastiğinin OHAL’le ne ilgisi var, taşeron işçiliğin OHAL’le ne ilgisi var, Milli Eğitim Vakfının OHAL’le ne ilgisi var, afların OHAL’le ne ilgisi var, ihale yasasının OHAL’le ne ilgisi var? Ben bunlara bakmam diyor. Demokrasiyi kaldırdım diyecek yeni bir Kanun Hükmünde Kararname çıkaracak. Ne olacak? Şunun için, Anayasa Mahkemesine önemli bir fırsat veriyoruz. Diyoruz ki, bak bu kararları aldın, sen geçmişte bu Kanun Hükmünde Kararnameleri anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddeler bağlamında denetliyordun. Sen bu kararından hükümetin baskısıyla vazgeçtin, korktun açıkça söyleyelim. Bir daha söylüyorum hani ağızdan çıkmış bir yanlış sözcük değil. Anayasa Mahkemesi üyeleri korktular vazgeçtiler. Kendi aldıkları, daha önce Anayasa Mahkemesinin aldığı karardan vazgeçtiler ve “Biz Kanun Hükmünde Kararnamelere bakmayacağız” dediler.

Şimdi Anayasa Mahkemesine tarihi bir fırsat sunuyoruz. Bu olay geldi, bu olay bir aftır, bir dokunulmazlıktır, parlamentonun yetkileri gasp edilmiştir, parlamento askıya alınmıştır, anayasa askıya alınmıştır, lütfen geçmişte verdiğiniz karardan nasıl döndüyseniz, yanlışa saptıysanız, şimdi size tekrar doğruya sapma imkanı veriyoruz. Gelin kararınızı tekrar gözden geçirin, oturun kendi aranızda konuşun Türkiye’yi bu felaketten kurtarın. Bu fırsatı veriyor. Ha derseniz ki, Anayasa Mahkemesi kararından döner mi? Yani ben OHAL kararnamelerine efendim bakmayacağım ya da dur bakayım mı der? Bakmayacağım diyecektir. Tarihin önünde, bu Anayasa Mahkemesi üyelerinin tarihin önünde hukuken mahkum edilmesi lazım eğer bu kararı verirlerse. Çünkü bu Anayasa Mahkemesi bizim bildiğimiz türden bir Anayasa Mahkemesi değil. Anayasa Mahkemesinin varlık nedeni anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddeleri korumaktır. Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddelerini korumuyorsa, o Anayasa Mahkemesine de Anayasa Mahkemesi denmez zaten. Usulen bir Anayasa Mahkemesi, böyle bakmak lazım.

Ece ÜNER- Şunu soracağım. Şimdi OHAL kapsamında bugüne kadar çıkarılan 30 Kanun Hükmünde Kararnameden sadece beşi mecliste görüşülebilmiş bildiğim kadarıyla. 25’i Meclis Başkanının masasında duruyormuş.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

Ece ÜNER- Dolayısıyla meclise gönderilemiyor. Şimdi meclisin üstünlüğü meselesi, orada daha etkin bir muhalefet sözkonusu olabilir mi? Yani 15 Temmuz’da canı pahasına meclisi korumuş, dolayısıyla meclis üstünlüğü iradesi kurulmuş bir CHP zihniyetinden bahsediyoruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi.

Ece ÜNER- Peki aynı performansı gösterdiğinizi düşünüyor musunuz? Yine aynı şekilde meclisin üstünlüğünü koruduğunuzu bu vesileyle düşünüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz meclisin üstünlüğünü korumak için elimizden gelen her türlü çabayı gösteriyoruz. Şimdi bu çabayı önce göstermesi gereken bir kişi var, TBMM Başkanı. Çünkü TBMM Başkanı bu, meclisin haklarını savunması lazım, ama ondan tık yok. Meclisin yetkileri elinden alınıyor, Kanun Hükmünde Kararnameyle OHAL’i gerektiren konular değil de başka konular ağırlıklı olarak bir yasa gibi yayınlanıyor. Yani sıkıyönetim dönemlerinde bir sıkıyönetim bildirileri vardı, şimdi sivil darbe döneminde de Kanun Hükmünde Kararnameler çıktı. Bunlarla şimdi Türkiye yönetilmeye kalkıyor. O zaman parlamentonun varlık nedeni ne, bu varlık nedenini savunması gereken kim? Meclis Başkanı artı biz. Bu parlamento 15 Temmuz darbe girişiminde sizin de söylediğiniz gibi sabaha kadar bombaların altında görevini yaptı. Niye OHAL’i çıkarıyorsunuz? Şunu teklif ettik ilk gün, OHAL’e karşı çıktık, o zaman da karşı çıktık. Dedik ki, “Ya kardeşim 4 parti darbe girişimine karşı çıktı, 4 parti. Siz FETÖ örgütüyle mücadele edecekseniz getirin bütün yasaları parlamentodan oy birliğiyle çıkaralım.” Kim karşı çıkacak buna? Yani siz FETÖ’yle mücadele ettiniz de birisi karşı mı çıktı size? Ama FETÖ’yle mücadele ayağı altında kalkıp da ben muhalefetle mücadele edeceğim, her istediğimi yapacağım, parlamentoyu devre dışı bırakacağım, istediğim kanunu çıkaracağım, nasıl olsa Anayasa Mahkemesi bana tabi, ben ne dersem Anayasa Mahkemesi ona uymak zorunda. Anayasa Mahkemesi karar vermeden önce benim görüşümü alır, ben ne dersem Anayasa Mahkemesi kararına onlar yazılır denirse, Türkiye bugünkü tabloyla karşı karşıya kalır.

Biz yani Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim. Parlamentoda onurumuzla, gururumuzla parlamentonun onurunu koruyarak her türlü mücadeleyi yapıyoruz. Sabaha kadar? Evet sabaha kadar yapıyoruz. Kavga? Yeri geldiğinde kavga ediyoruz. Bir mücadele yöntemi, parlamentoda içtüzüğün bize vermiş olduğu bütün hakları kullanıyoruz. Ama gönül isterdi ki, parlamentonun onurunu ve iradesini korumak sadece CHP’ye ait olmasın, 550 milletvekilinin bu konuda çaba harcaması lazım. Bu rahatsızlığı biz biliyoruz, AK Parti grubu içinde de rahatsızlık var, biz bunu da gayet iyi biliyoruz. Milletvekillerinin gelip bizim milletvekilleriyle konuşurken bunu dillendirdiklerini de gayet iyi biliyoruz. Ama bugün geldiğimiz noktada onların da iradeleri baskı altında, kullanamıyorlar özgür iradelerini.

Ece ÜNER- Eski Başdanışmanınız 2016’da gözaltına alınan ve Bylock kullanıcısı olduğu tespit edilen Fatih Gürsul FETÖ üyeliğinden 10,5 yıl hapse mahkum edildi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

Ece ÜNER- Buradan CHP, FETÖ arasında bir organik bağ ortaya konacak deniyor. Bu şekilde konacak deniyor. Ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Fatih Bey bir akademisyendi, Fatih Bey geldi bir iletişimci aynı zamanda. Bizim mitinglerden önce ve mitinglerden sonra, mitinglerden önce gittiğimiz ilde hangi sorunlar Genel Başkan tarafından dile getirilsin diye küçük bir alan araştırması yapılırdı ve ben miting alanına girmeden önce Fatih Bey bana şu konularda konuşursanız daha etkili olur diye, daha sonra da miting bittikten sonra da yine aynı grup konuşmadan ne kadar memnun olunduğu, anlatımlar ne kadar yerini buldu, onunla ilgili araştırma yapılır bana aktarılır. Fatih Bey’in pozisyonu buydu. Fatih Bey’in bizim partimizde başka bir pozisyonu yok. Ayrıca Fatih Bey Elazığ’dan da milletvekili adayı oldu, gönüllü oldu ben milletvekili adayı olayım diye, milletvekili adayı oldu ama kazanamadı.

Ha şu olsaydı ben onu kabul ederdim. Efendim Fatih Gürsul Bylock kullanıyor, dolayısıyla bunu partinizde çalıştırmayın ya da böyle bir konu var Fatih Gürsul’la ilgili bize bir Başbakanlıktan veya herhangi bir devlet kurumundan yazı gelseydi, biz bu yazıya rağmen, ya hiç önemli değil biz çalışacağız dersek o zaman sizin söylediğiniz iddia geçerliliğini koruyabilirdi.

Ece ÜNER- FETÖ bağlantısıyla ilgili hiçbir bilgimiz yok diyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok efendim. Bizim istihbarat örgütümüz yok, istihbarat örgütümüz olsa. Kaldı ki, ben Sayın Başbakana şunu da söyledim, o dönem gazetelerde üç veya dört arkadaşımızla ilgili haberlerde vardı FETÖ’cü iddiası dolayısıyla. Ben bu üç ismi Binali Bey’e verdim Sayın Başbakana. “Bakın yani bunlar gerçekten böyle mi değil mi biz bilmiyoruz yani bizim elimizde herhangi bir veri yok” dedim. O da “Ben bakacağım” dedi, ama şu ana kadar bize herhangi bir dönüş yok.

Ece ÜNER- Hem FETÖ meselesi, hem Kanun Hükmünde Kararnamelerle ilgili olduğu için geçtiğimiz günlerde Gürkan Hacır dile getirdi yine Habertürk ekranlarında. Sayın Genel Başkanın bile tutuklanmasına yönelik bir hamle yapılabilir şeklinde. Ben hatırlıyorum ‘Adalet Yürüyüşü’ sırasında yine sizi konuk almıştık o dönem. Serpil Çevikcan’ın Mahir Ünal’la bir röportajı olmuştu orada çok kritik bir cümle sarf etmişti Sayın Ünal. Demişti ki, “FETÖ’yle CHP’nin söylemi arasındaki paralellikler bir ekip tarafından tespit ediliyor…”

Kemal KILIÇDAROĞLU- İnceleniyor” demişti, biz de merak etmiştik, ben de şunu demiştim, “Ya bir incelesinler bakalım hangi paralellik var biz onu bilmiyoruz” diye. Ama ben onların bütün paralelliklerini biliyorum. Bizzat Erdoğan söyledi, “Aynı menzile yürüyen” demedi mi? Aynı menzile yürümek ne demektir? “Kol kola beraber yürüdük” dediler. Sabahtan akşama kadar Fethullah Gülen’le içli dışlı değiller miydi bunlar? Bakanı kim tayin etti? Onlar. Rektörü kim tayin etti? Onlar. Valiyi kim tayin etti? Onlar. Emniyet müdürlerini kim tayin etti? Onlar. Yani devletin bütün kademelerini önce Pennsylvania’ya gidip izin alıyorlardı, sonra burada kararnameyle onları atıyorlardı. Bunları yapıyorlardı zaten. Şimdi de kalkıp bizi suçluyorlar. Ya bu kadar yüzsüzlük, emin olun hayatımda bu kadar yüzsüzlük görmedim. Hayatımda ne Fethullah Gülen’le yan yana geldim, ne oturdum telefonla konuştum. Onlar günün 24 saatinde yan yanaydılar, devletin parasına bile FETÖ’nün damgasını vurdurdular. Bu kadar yüzsüzlük olur mu? Bunu yapan, yani devletin parasına bir terör örgütünün damgasını vurdurmak alçaklıktır. Evet açıkça söylüyorum alçaklıktır. Daha da acısını söyleyeyim, bir devletin kozmik odasını terör örgütüne kim açtı? Kozmik oda yani devletin harimi ismeti, yani devletin bütün sırları, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün sırlarını bir terör örgütüne açtılar.

Ece ÜNER- Çok ciddi iddialar vardı o dönem. İşte suikast iddiaları vardı, Bülent Arınç’la ilgili iddialar vardı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim hepsi uydurma. Ne iddiası? Şöyle iddia söyleyeyim, Bülent Arınç’a suikast diyordu değil mi? Bülent Arınç neredeydi? Manisa’da. Suikast nerede düzenleniyor? Ankara’da. Akıl var, mantık var.

Ece ÜNER- Peki yine soruma dönecek olursak size uzanabileceğine ilişkin işte dediğim gibi az önce…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim ne yaparlarsa yapsınlar hiç umurumda bile değil. Ne yapacaklar? Bizim verilmeyecek hesabımız mı var? Verilmeyecek hiçbir hesabımız yoktur. Ne yaparlarsa yapsınlar. Onların bütün amacı şu, ya bu Kılıçdaroğlu niye konuşuyor? Kılıçdaroğlu konuşmasın. Bak sesini çıkarmasın biz her türlü kararnameyi çıkaralım, o da bizi alkışlasın, oh ne kadar güzel geçinip gidelim. Peki tüyü bitmemiş vatandaşın hakkını kim koruyacak? O köprüde linç edilen askerin hakkını kim koruyacak? Gereksiz yere aylarca hapiste kalanların hakkını kim koruyacak? Tıka basa hapishaneler dolu kim bunları söyleyecek? Gazeteciler, sizin arkadaşlarınız hapishanedeler ve suçsuz yere yatıyorlar. Milletvekilleri suçsuz yere yatıyorlar. Enis Berberoğlu siyasi rehin olarak yatıyor. Bunların haklarını kim savunacak? Ben savunmayacak mıyım? Savunma diyorlar, konuşma diyorlar, sen sadece bizi alkışla ne kadar güzel bak iktidar muhalefet ne kadar güzel Türkiye’nin sorunlarını aşıyorlar. Hangi sorunu aştılar? Şunu söylerlerse ben onlara haklısınız derim. Efendim biz FETÖ’yle mücadele ediyoruz, siz buna engel oluyorsunuz. Bir tek şey söyleyemezler. FETÖ’yle mücadele yapın kardeşim sonuna kadar, biz ne zaman size engel olduk? Her türlü desteği de veririz FETÖ’yle mücadele konusunda. Sadece o değil, hangi terör örgütüyle mücadele ediyorsanız sonuna kadar destek veririz, hiçbir kimsenin tereddüdü olmasın. Ama bunun hukuk içinde kalarak yapılması lazım.

Ece ÜNER- Peki bu mücadeleyi 17 – 25 Aralık’tan itibaren verilen mücadele, 15 Temmuz sonrası çok etkin mücadeleyi yetersiz mi buluyorsunuz? Böylesine bir örgütle başka bir dönemde bu derece mücadele edilmiş miydi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Böylesine dediğiniz örgütü zaten onlar biliyorlar ben bilmiyorum ki. Valiyi ben mi tayin ettim? Valiyi onlar tayin ettiler. Kimin FETÖ’cü olduğunu ben değil onlar biliyorlar. Pennsylvania’dan icazet alıp ya bunun tayinini yapın diyen o değil miydi? Onlardı zaten. Bize bir emri var mı hocanın diye en yetkili kişi bir emri var mı hocanın gidin elini öpün, ayağını öpün diyen bunlar değil miydi? 17 – 25’ten sonra gazeteci Fehmi Koru’ya Cumhurbaşkanlığı uçağını bile tahsis etmeye hazır olup, git Fethullah Gülen’e yalvar yakar acaba bizi Fethullah Gülen’le barıştırabilir misin diyen bunlar değil mi? Bunlar. Şimdi kalkıyorlar bizi suçluyorlar. Tam bir akıl tutulması. Yani bu kadar yüzsüzlüğü emin olun ben hayatım boyunca hiç görmedim.

Ece ÜNER- Az önce Enis Berberoğlu dediniz. Enis Berberoğlu’na belki bizi izliyordur bir iki şey söylemek isterseniz. O dönemde bir de şunu hatırlıyorum ben. Cumhurbaşkanı Erdoğan sizi yargı kararına saygı duymaya çağırmıştı Enis Berberoğlu dolayısıyla ‘Adalet Yürüyüşü’ne başladıktan sonra. Demişti ki, “Baskı unsuru olma gayreti içine girerseniz anayasanın 138. maddesi A’dan Z’ye herkes için çalışır ve yargı yarın eğer sizi de bir yere davet ederse şaşırmayın” demişti. Yine Enis Berberoğlu’yla ilgili olduğu için söylüyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tehdit ediyor, yani konuşma diyor, yani yargıyı eleştirme diyor. O kararı veren hakim kimse kusura bakmasın hakim değildir. Enis Berberoğlu siyasi rehindir orada. Ne kusuru var Enis Berberoğlu’nun? Anayasa Mahkemesinin kararı meydanda. Alt mahkeme Anayasa Mahkemesi kararına direniyor. Takmam diyor senin kararını. Devlet sırrı, ne devlet sırrı, nerede var devlet sırrı bana söylesin bir Allah’ın kulu, hangisi devlet sırrı? Ne devlet sırrından söz ediyor? MİT tırları mı? Dünyada bilmeyen mi var? Cumhuriyet yayınlamadan önce ya internet sitelerinde yayınlandı bu. Yazı var yazı, internet sitelerindeki yayınları durdurun diye! Bunları hakim görmüyor mu? Görüyor. Biliyor mu? Biliyor. Talimat almış nereden? Siyasi otoriteden talimat almış bunu hapse atacaksınız diye. Bunu burada tutacaksınız. Olay budur, başka ne olayı var?

Ece ÜNER- Hem Enis Berberoğlu’na dair, hem Ahmet Şık’ın savunması biliyorsunuz yarıda kesildi. Tek tip kıyafet uygulaması Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarını yani yargılananlara ilişkin de sözkonusu olabilir konusu var. Ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın, ben size önce tek tip Guantanamo örneği verildi. Birisi Erdoğan’a bilgi versin, bu ABD’nin sınırları içinde bir yer değil. ABD’nin topraklarında böyle bir yer kuramazsınız zaten, Amerika’nın hukuku buna izin vermez ve bütün dünyanın lanetlediği bir olaydır o olay bütün dünyanın. Üstüne filmler çekildi. Bazıları masum insanlardı ve bunlar beraat ettiler. Bunların öyküleri film haline getirildi. Siz bu örneği veriyorsunuz, bütün dünyanın lanetlediği örneği. Kendi ülkenizde de biz bunun daha hafifini yaptık, daha ağırını yapabilirdik diyorsunuz. Bu şu demektir, ben kendi insanıma her türlü zulmü yapabilirim, her türlü hakareti yapabilirim. Amerikalı götürdü yurtdışında yaptı, kendi ülkesinde yapmadı, ama ben kendi ülkemde bunların hepsini yapabilirim. Niye tek tip?

Bakın tek tip olayı da gerçekten ilginç bir konudur. Onun üzerinde de kısaca durmak isterim. Şu anda Ceza İnfaz Kanunu var yürürlükte, ikinci maddesini okuyorum: “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, milli ve sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleriyle ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır diyor ve devam ediyor ikinci fıkra, ceza ve güvenlik tedbirlerini, güvenlik tedbiri bu ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.” Yürürlükteki kanun böyle. Siz aşağılayıcı bir düzenlemeyi getiriyorsunuz. Bu insanlar mahkum olmadı ki. Tek tip elbise giydirmek ne demek? Siyasetin mahkum ettiği kişiler. Yargıcın değil, mahkemenin değil, hakimin değil, siyasetin mahkum ettiği kişilere ben bu elbiseyi giydireceğim. Yarın beraat ederse? Olsun. Peki onun onuru yok mu, kişiliği yok mu, ailesi yok mu? O kıyafeti giydirdiğiniz andan itibaren onu mahkum ediyorsunuz zaten. Yarın beraat ederse ne olacak? O fotoğraflar çıkacak gazetelerde. Oturup düşünmesi lazım hükümetin, evrensel hukuka bakması lazım, insan haklarına bakması lazım, bu kurallardan yola çıkması lazım. Türkiye’yi dünyaya rezil etmeye kimsenin hakkı ve hukuku yoktur. Türkiye’yi dünyaya rezil ettiler, rezil ediyorlar. Bir dikta yönetiminin, bir sivil darbe yönetiminin bütün kuralları şu anda Türkiye’de geçerli. 20 Temmuz darbesinden sonra Türkiye Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetiliyor. Parlamento resmen devre dışı bırakılmıştır. Her türlü güç bir kişinin iradesine geçmiştir. Bir kişi her türlü gücü kullanmaktadır. Keyfine göre kullanmaktadır. Savcıya talimat vermektedir, ‘bunu asın’, savcı ‘derhal idam, müebbet ne gerekiyorsa derhal, hiç gecikmeksizin…’ Buna Almanya’da “Hitler’e doğru” denirdi. Yani Hitler bir şey istediği zaman bütün savcılar, bütün hakimler, onların meşhur bir danışmanı vardı Hitler’in, yargıçlara şunu söylüyordu, “Karar verirken Hitler’i düşüneceksiniz, neyi düşünüyorsa, neyi öngörüyorsa ona göre karar vereceksiniz.” Bugün Türkiye aynı konumdadır. Yargı bağımsızlığı kalmamıştır. Hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Ben bunu söylediğimde de kızıyorlar ne demek hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok?

Ece ÜNER- Bunu söylediğinizde değil ama Almanya’da söylediğinizde Focus Dergisi’ne bu şekilde söylediğinizde Türkiye’yi hani az önce dediniz ya dünyaya rezil. O anlamda siz de onlar tarafından eleştiriliyorsunuz. Çünkü Türkiye’yi dünyada küçük düşürmek ve Türkiye’nin iç meselelerini dünya platformunda tartışılır hale getiriyor olmakla suçlanıyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bunu söyleyen arkadaşlar herhalde iletişimdeki teknolojiden bihaberler. Bugün burada konuştuğumuzu 15 saniye sonra Güney Amerika’daki bir Türk vatandaşı rahatlıkla görebilir, duyabilir, işitebilir, okuyabilir. Bundan haberleri yok mu bunların? Yani ben Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur diyeceğim, bu gidecek bir Alman gazetesinde yer alacak vay sen bizi Almanya’da kötüledin. Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok ki. Kimin can ve mal güvenliği var? Bana söylesinler kimin var? Can ve mal güvenliğinin…

Ece ÜNER- O dönem bir yalanlama gelmişti biz o dergiye böyle bir ifade de bulunmadık diye CHP’den. Bu ifadede bulunduğunuzu mu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Böyle değildi, o daha farklı bir ifadeydi. Yani can ve mal güvenliği değildi orada. Şu anda ben onu da tam hatırlamıyorum. Farklı bir ifadeydi o, doğru o ifade de bulunmamıştık. Ama Türkiye’de hiç kimsenin can ve güvenliği olmadığını ben TBMM’de 550 milletvekilinin önünde de söyledim. Kimse kalkıp da, Ey Kılıçdaroğlu sen böyle diyorsun ama herkesin can ve mal güvenliği vardır demedi.

Ece ÜNER- Efendim peki bu Türkiye’nin yani zaten beka sorunu çok sıklıkla telaffuz edildiği bir dönemde Türkiye’yi ekonomik olarak da, sosyal olarak da, siyasi olarak da çok zor duruma düşürecek bir söylem değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hangi açıdan zor duruma sokuyor?

Ece ÜNER- Can ve mal güvenliğinin olmadığı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok, ne diyelim yani var mı diyelim? Herkesin can ve mal güvenliği var mı diyelim? Yok! Nedir can ve mal güvenliğinin teminatı? Yargının bağımsız olmasıdır. Yargı bağımsızca, yani güce karşı zayıf olan hakkını yargıda arar. Birisi gelip benim malvarlığıma el koyarsa ben nerede giderim hakkımı ararım? Mahkemeye başvururum. Mahkemeye bir kişi talimat verir ve o kişi, yani benim malvarlığıma el koyan kişi mahkemeye de talimat veriyorsa orada benim mal güvenliğim olmaz, can güvenliğim de olmaz. Ahmet Şık hapiste, niye hapiste? İmamın Ordusu kitabını yazdı, FETÖ’cüler tutukladılar. Şimdi bu hükümeti eleştiriyor diye bu kez yine FETÖ’cü olarak içerde. Bir akıl tutulması yok mu, bir yanlışlık yok mu bu işte? Savunma hakkını kısıtladı hakim, “Savunamazsın” dedi mahkemeden dışarı çıkardı. Savunma hakkı en kutsal haktır. Siz en kutsal hakkı yasaklıyorsunuz. “Konuşmayacaksın” diyorsunuz. “Ben seni dinlemeyeceğim” diyorsunuz. Efendim neymiş savunmanı siyasi yapıyorsun diye. Aslında siyasi yapıyor diye değil, savunma iktidarın hoşuna gitmiyor diye hakim izin vermiyor. Sen yargıçsın, sen hakimsin, sen dinleyeceksin. Kabul edersin veya etmezsin onun orada kendisini savunma hakkı var. Siz savunmasına bile tahammül edemiyorsunuz kaldı ki, şimdi bu Kanun Hükmünde Kararnamelerle savunma hakkı da kısıtlandı. Avukat yoksa hakim duruşmalara devam edebilecek bu Kanun Hükmünde Kararnameyle. Hiç avukata gerek yok diyor, ben kararı vereceğim diyor. Niçin? Talimat geldi saraydan mahkum edeceğiz, mesele de bitti her şey tamam diyor.

Ece ÜNER- Şimdi çok fazla konu başlığımız var ama bir reklam arası da var bizi bekliyor. Bir reklam arası verelim ardından Sayın Kılıçdaroğlu’na sormaya devam edeceğiz CHP Genel Merkezinden.

Şimdi son olarak can ve mal güvenliğinin olmadığından bahsetmiştiniz. Buradan hareketle bir Türkiye’nin meselelerini, Türkiye içindeki bir takım sorunları, meseleleri işte yurtdışında çok fazla telaffuz etmekle, bu yönüyle de o beka sorununa hizmet etmekle. Bu yönüyle de işte FETÖ’yle paralellik arz etmekle itham edildiniz ve ediliyorsunuz da. Sarraf davası bu meselelerden bir tanesi, dilerseniz birazda onu konuşalım.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi Türkiye’nin beka sorunu tamam. Beka sorunu var mı? Var. Şu anda daha fazla var. Çünkü bütün dünyayla kavgalıyız. Kavgayı yapan ben miyim? Hayır. Ben ne diyorum? Kavga etmeyin diyorum. Kimseyle kavga etmeyin. Suriye’nin içişlerine niye müdahale ediyorsunuz, Irak’a niye müdahale ediyorsunuz, etmeyin buralara müdahale. Biz onlara mal satalım, onlarla kültürel ilişkilerimizi geliştirelim, tarihsel bağlarımız var niye kavga edelim. AB’yle kavga ettik. Ya niye kavga ediyorsunuz AB’yle kavga etmeyin. Benim istediğim bu. Ama onlar biz herkesle kavga edeceğiz diyorlar. Edin kavga. Faturayı kim ödüyor? Faturayı bu ülkenin ihracatçısı ödüyor, sanayicisi ödüyor, yatırımcısı ödüyor, bunlar ödüyorlar faturayı. Sonunda zararı gören kim? Türkiye zarar görüyor. Şimdi yalvarıyorlar gelin barışalım diye. Hani siz kahramandınız? Uçak düşürdüler biliyorsunuz bir Rus uçağını düşürdüler. Yarıştı Sayın Davutoğlu’yla Sayın Erdoğan ben talimatı verdim, hayır sen değil ben talimatı verdim. Sonra aradan bir süre geçti, milletin gazını aldılar efendim talimatı FETÖ vermiş olabilir. Ya bu nedir yani? Çıkıp meclis kürsüsünde bunu söylüyorsunuz. 

Ece ÜNER- Ama mesela Cumhurbaşkanı Afrika dönüşü yine şunu söyledi: Yeni dış politika rotasını belirlerken- işte daha evvelde bu Binali Yıldırım’ın ilk geldiğinde de telaffuz edilmişti-düşmanlarımızı azaltalım, dostlarımızı çoğaltalım o noktada.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Bizim Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısının ilk kullandığı cümlelerden birisidir. Hükümetin de bunu kullanması beni memnun ediyor. Öztürk Yılmaz yaptığı bir basın toplantısında “Türkiye dostlarını artırmalı, düşmanlarını azaltmalı” diye defalarca söyledi. Şimdi hükümet de bunu tekrar ediyor, ama söylemle eylem arasında tutarlılık olması lazım. Eğer söylem ayrı, eylem farklı ise o tutarlılık yoktur. Biz, barıştınız da biz karşı mı çıktık? Siz AB ile ilişkileri iyi kurdunuzda biz karşı mı çıktık? Siz Rusya’yla ilişkileri düzelttiniz de biz karşı mı çıktık? Hayır. Tam tersine “Size her türlü desteği veririz” dedik. “Bütün bu ilişkileri düzeltin, eğer parlamentoda yapılması gereken bir şey varsa biz her türlü desteği vermeye hazırız. Bizi dünyada diğer uluslarla, diğer toplumlarla karşı karşıya kavgalı duruma getirmeyin” dedik. Almanya’yla kavga ettiler zararı kim gördü? Almanya’daki Türkler gördü, ikinci sınıf vatandaş konumuna geldiler. Bundan ben üzülüyorum, ben söylüyorum yapmayın diye. Onlar bunu yapmak istiyorlar. Yani Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atanlar bu zatlar, bunlar. Tabi faturayı birisine kesecekler kime? CHP’ye. Yağmur yağsa CHP yaptı diyecek, kar yağsa CHP, sel gelse CHP, şu olsa CHP ya da onların deyimiyle Ce Ha Pe, Ce Ha Pe, Ce Ha Pe.

Ece ÜNER- Peki şimdi mesela Sarraf davası da Türkiye’nin geleceğine yönelik bir tehdit dava olarak algılanıyor ve ekonomik yaptırımlar Türkiye’ye getirebileceği, böyle bir sonuç doğurabileceği konuşuluyor. O davaya ilişkin siz işte al yanına doktorunu gözlerinden öperim siyaseti.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onu Man Adası için söyledim, Sarraf için demedim.

Ece ÜNER- Sarraf içinde ama meclis kürsüsünden…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sarraf için şunu söyledim, bakın bir sefer Sarraf’ın bu ülkede üç bakana ve bir genel müdüre rüşvet verdiği belli mi? Belli. Kesin mi? Kesin. Delili var mı? Sapına kadar var. Ayrıca bunu Amerika’da tutuklu genel müdür yardımcısının avukatı “Rüşveti Sarraf genel müdüre vermiştir” dedi mi? Dedi. Yani Türkiye Cumhuriyeti hükümetini bir anlamda orada temsil eden avukat rüşveti verdiğini de kabul etti. Ve Türkiye Cumhuriyeti hükümeti o rüşveti iade etti, bir de üstüne üstlük rüşvetçiye faiz verdi. Hem rüşvet verdi, rüşveti iade etti, faizini de verdi. Ben ne söyledim? Şunu söyledim, “Bu davayı gelin yeniden açalım, hatta yolda gösterdim 292 kilo altın kayboldu, çalındı bu altın Türkiye’de, buradan yola çıkarak çözelim düğümü, bu üç bakanı yeniden gönderelim Yüce Divana. Diyelim ki, ya biz kendi ülkemizde yargılama yapıyoruz diyelim.” Ben bunu söyledim, ben başka bir şey söylemedim.

Ece ÜNER- Orada Yalçın Akdoğan açık ve net programında dedi ki, “Tam da Amerika Türkiye’yi Sarraf üzerinden sıkıştırıyorken ve bu anlamda gizli bir gündemi de varken, işte az önce söylediğim gibi ekonomik yaptırımlardan tutun birçok sonuç. Yeniden bu dosyayı açmak Amerika’nın ekmeğine yağ sürmekten başka bir şeye hizmet etmez” dedi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim bu dosyayı açmak Türkiye Cumhuriyetinin onurunu korur. Biz kendi ülkemizde rüşvet yiyen bakanları yargıladık ve mahkum ettik denir. Rüşvet alan bürokratı yargıladık ve mahkum ettik denir. Kim size bir şey söyler, rüşvet alanı siz yargıladınız ve mahkum ettiniz, hangi devlet sizi eleştirecek ve hangi devlet size yaptırım uygulayacak? Bunlar nasıl konuşuyorlar, bunlar ağızlarından çıkan cümlenin anlamını biliyorlar mı? Ben kendi ülkemde rüşvet alan bir bakanı istifa ettirdim, yargılattım ve mahkum ettim. Hangi devlet beni suçlayacak, hangi devlet suçlayacak? Genel müdür,  bankanın genel müdürü rüşvet almış, hırsızın teki, bakın bir daha söylüyorum hırsızın teki ayakkabı kutusuna dolarları saklamış, yakalanmış siz parayı iade ediyorsunuz, Amerika’da da avukat, Atila’nın avukatı yani Halk Bankasının avukatı diyor ki, “Rüşveti Sarraf genel müdüre verdi.” Daha ne desin ya? Bunu yargıladınız da, mahkum ettiniz de hangi ülke size niye rüşvetçiyi yargıladınız diyecek? Tam tersine Türkiye saygınlık kazanacaktır, ben bunu söylüyorum.

Ece ÜNER- Ama mahkemenin yargıcı yine Gazete Habertürk’e açıklama yapmıştı, “Siz kendi içinizde yargılasaydınız da bu dava açılacaktı Amerika’da sonuç değişmezdi…”

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim o dava ayrı zaten. Onu çarpıtıyorlar burada, o dava ayrı. O dava “İran’a uygulanan ambargoyu neden deldiniz” diyor. Rüşvetle falan Amerika’nın ilgisi yok. Yani bizde üç bakana rüşvet verdi, bir genel müdüre rüşvet verdi, o Amerikalıları zaten ilgilendirmiyor, onlar o konuya zaten hiç girmiyorlar da zaten. Söylediği şu, “Benim ülkemin uyguladığı, BM’nin uyguladığı ambargoyu siz neden deldiniz?” diyor, bunu soruyor, bunu yargılıyor. Ben bu konuda bir şey söyledim mi? Hayır. Bu konuda bir eleştiri getirdim mi? Hayır. Sarraf’ı eleştirdim ve şunu da söyledim… Sarraf’la ilgili olarak bakın ben size şunu söyleyeyim, Erdoğan en son 26 Nisan’da şunu söylüyor, “Rıza Sarraf benim babamın oğlu değil ama benim bir vatandaşımdır. Devletlerin yöneticilerinin herhalde bir görevi de kendi vatandaşlarının hukukunu korumaktır.” Katılır mısınız bu cümleye? Aynen katılırım. Kendi vatandaşlarının hukukunu korumaktır. Linç edilen erin niye hukukunu korumuyorsun, o senin vatandaşın değil mi? Üstelik mağdur birisi değil mi, üstelik gariban, fakir fukara bir ailenin çocuğu değil mi? Gecekonduda yaşayan bir ailenin çocuğu değil mi? Komutanın emrine uyup oraya gelen birisi değil mi? Askerliğini yapan değil mi? Onun hakkını, hukukunu savunmuyorsun da Rıza Sarraf’ın hakkını, hukuku savunuyorsun, rüşvetçinin, sahtekarın ve bir şarlatanın. Niye çıkıp da Rıza Sarraf aleyhine bir cümle kurmuyor, niye kurmuyor? Rüşvetçi, hırsız, şarlatan bu adam. Malvarlığına el koydunuz. Niye el koydunuz Rıza Sarraf’ın malvarlığına? El üstünde tutuyordunuz. Rıza Sarraf’ı bunlar devlet protokolüne ben mi oturttum? Şimdi ben bunları söyleyince bunların kan beynine sıçrıyor efendim Kılıçdaroğlu bizi dünyaya rezil ediyor. Efendim ben sizi dünyaya rezil etmiyorum, siz zaten rezil olmuşsunuz, ben sizi nasıl edeyim? Bunu yapan sizsiniz ben yapmadım ki.

Ece ÜNER- Peki bunun siyasi sonuçları veya Türk halkını, Türkiye’yi direk etkileyecek ekonomik sonuçları olursa CHP’nin tavrı ne olur orada?

Kemal KILIÇDAROĞLU- CHP’nin tavrı şu olur, kesinlikle Türkiye Cumhuriyeti devletinin ya da hükümetinin beş kuruş ödememesi lazım. Bir daha söylüyorum, Rıza Sarraf dolayısıyla, ambargo dolayısıyla, rüşvetçi, şarlatan dolayısıyla eğer Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ya da devleti bir tazminata mahkum edilirse, bütçeden bir tek kuruşun ödenmemesi lazım. Buna karşı çıkacağız. Bir kuruşun bile ödenmemesi lazım. Gideceksin o parayı o sahtekarlardan alacaksın. Malını, mülkünü satacaksın, üç bakanın dünya kadar malvarlığı var, aldığı rüşvetler var. 8,5 milyar dolarlık bir rüşvetten söz ediyoruz 8,5 milyar dolar. O parayı bulsunlar götürüp ödesinler. Benim fakir fukaranın hakkını niye götürüp ödeyecekler, benim vergimi niye ödeyecekler? Ya da kendi paralarından ödesin, kendi mallarını satsınlar ödesinler. Bu milletin fakir fukaranın ödediği vergiyi… Kadın musluğu açarken sabah çay demlemek için veya bulaşığı yıkamak için musluğu açarken beş çeşit vergi ödüyor. Çocuğu sabahın köründe okula gönderirken elektriği yakıyor, düğmeye bastığı andan itibaren dört çeşit vergi ödüyor. Rıza Sarraf’ın yediği haltları korumak için mi o vergileri ödüyor? O vergileri Türkiye Cumhuriyeti büyüsün, kalkınsın diye ödüyor, gelir eşitliği olsun diye ödüyor.

Ece ÜNER- Şimdi burada özellikle hükümetin yaklaşımı meselenin aslında Erdoğan’a yönelik, Erdoğan’ı hedef alan bir yere evrildiği yönünde. Dolayısıyla bu noktada da “Ana muhalefet partisi sandıkta deviremediği bir siyasi lideri Amerika’nın devirmesini bekliyorlar” diyorlar. Ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim, biz kendi ülkemizin bir siyasisinin yurtdışında yargılanmasını istemeyiz ve doğru da bulmayız. Ne yargılanmasını, ne de şu veya bu şekilde tutuklanması, gözaltına alınmasını asla doğru bulmayız, doğru değildir ve her zaman da karşı çıkarız. Bütün bunları niye söylüyorum biliyor musunuz? Bütün eleştirilerime rağmen yine bu ülkede namuslu yargıçlar vardır, düzgün savcılar vardır. İçleri kan ağlıyor ama yapılanların tamamını görüyorlar ama biz onlara güveniyoruz. Bu ülkenin saygın yargıçları, saygın savcıları, saygın hukuk adamları vardır, biz onlara güveniyoruz. Bir kişi bile kalsa bunlardan, onbinlerceden bir kişi bile kalsa o bu toplumun umut ışığıdır. Biz o umut ışığına güveniyoruz. Dolayısıyla bizden birisinden yurtdışında yargılanmasını doğru bulmayız.

Rıza Sarraf’ı haklarını koruyorlar, iki kez nota verdiler. Niye nota verdiler, iade edin diye? Türkiye’de serbest bıraktınız mı diye? Gitti orada öttü, her şeyi anlattı. Anlattı ne oldu? Şu rüşvet verdim, bunu yaptım, bunu yaptım diyor. Bu adamı niye Türkiye’de sen yargılamadın, niye mahkum etmedin, niye serbest bıraktın, niye malvarlıklarını iade ettin, şimdi el koyuyorsun? Niye şimdi yargılamıyorsun bunu?

Bakın ben size açık ve net söyleyeyim, üç bakan Türkiye’de yargılansın itirafçı olurlar üçü de. Yargılanmamalarını sağlayan siyasi iktidarın temel nedeni onların itirafçı olmamasıdır. Onlar yurtdışına da çıkamazlar. Bakın, üç tane rüşvet alan bakan var, Muammer Güler, Sanayi Bakanı olan ve eski diğer bakan şu anda şu Kur’an’da işte “Bakara makara deyip her Cuma bir şey sallanıyorum” diyen…

Ece ÜNER- Egemen Bağış’tan bahsediyorsunuz…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet ve bunlar yurtdışına çıkamazlar, çıkamıyorlar da zaten. O açıdan Türkiye’ye düşen, büyük devlete düşen, hukuk devletine düşen, saygın bir devlete düşen rüşvet olaylarının üzerine yürümek, fakir fukaranın hakkını korumak, kim rüşvet aldıysa belgeleriyle ortaya koyup yargılamak ve mahkum etmektir.

Ece ÜNER- Peki gelelim az önce söylediğiniz üzere Man Adası meselesi al doktorunu gözlerinden öperim siyaseti. Birincisi, bugün Süleyman Soylu İçişleri Bakanı bir Tweet attı görmüşünüzdür belki. Üzerinden tam bir ay geçti bugün itibariyle. Ya iddialarını ispat et, ya da artık istifa et diye size yönelik bir…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hangi iddiaları Man Adası’nı mı?

Ece ÜNER- Evet.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İspat ettik. Neyi ispat edeceğiz?

Ece ÜNER- Belgelerin sahte olduğunu söylüyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Süleyman Soylu kim? Benim muhatabım değil, kim Süleyman Soylu! Bana desinler ki, şu belge ellerinde tutsunlar benim açıkladığım belgeleri, “Şu belge sahtedir” desinler. Açıkladığım belgeler var değil mi? Swift kayıtları var mı? Var. Banka dekontları var mı? Üstelik orijinali. Var. Hangisi sahte? Desinler, şu sahtedir desinler. Öyle ya eline alır bir tane belgeyi, benim götürüp savcılığa arkadaşların teslim ettiği belgeyi… Mesela onların içinden bir tane çeker, onların içinde Man Adası’nda Bellway şirketinin kurucularının kim olduğu, ilk yönetim kurulu toplantısının nasıl yapıldığı, paraların Türkiye’den nasıl New York üzerinden döndüğü ve tekrar Türkiye’ye nasıl geldiği. Bütün bunların hepsi var zaten, hangisi sahte?

Ece ÜNER- Savcılığa verdiniz belgeleri bir gelişme var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Ayrıca suç duyurusunda da bulunacağız, onun hazırlıkları yapılıyor. Yani öyle onların arkasını bırakmayacağız. Orada benim merak ettiğim bir şey var. Erdoğan açıkladı dedi ki, “Bu bir şirket satışıdır” dedi. Önce sahte mahte dedi sonra vazgeçti, “Bu bir şirket satışıdır” dedi. Arkadan tekrar “Sahte” dedi. Ben kendisine şu soruyu sordum, “Hangi şirketin satışı bu, bu şirketin adını bir açıkla.” Şu ana kadar tık yok sıkıştı, cevabını veremiyor. Hangi şirketin satışıdır bu? Bakın ben bu açıklamaları yaparken kimseye hakaret etmiyorum, kimseyi böyle haksız yere suçlamıyorum, elimde belge olmadan, artı o belgeyi çek etmeden, doğrulatmadan zaten konuşmuyorum. Sahtedir diyorlar, gayet açık ve net söylüyorum çıkarsın mesela desin ki, şu belge sahtedir desin. Ben onun doğru olduğunu hemen önüne koyayım. Gitsin Halk Bankası burada değil mi? Burada gayet basit bankanın müdürünü, genel müdürünü çağırsın desin ki, ya Kılıçdaroğlu şu belgeyi açıkladı, getir bakayım şu kayıtları bu doğru mu yanlış mı baksın. Swift kayıtları, asla ve asla yok edemezler. Çünkü artık bu uluslararası bankacılık sisteminin içine girdi bu para hareketi. Dolayısıyla eğer sadece bir bankanın içinde kalsaydı bu sahte diyebilirlerdi, evrakları yok edebilirlerdi ve biz de ulaşamazdık veya ulaştığımız belgeleri de yok edebilirlerdi. Ama artık uluslararası bankacılık sisteminin içine girdiği için buna kimse bir şey diyemez.

Şimdi ben tekrar soruyorum, gözlerinden öperek tekrar soruyorum: O şirket ne şirketi, hangi şirket bu sattığınız şirket hangi şirket? Söyle niye söylemiyorsun? Bana hakaret etmene gerek yok. Ben sana herkesin anlayacağı dilden bir soru soruyorum.

Şimdi bakın şunun için diyorum, bugün Türkiye’de binlerce yoksulumuz var, yüzbinlerce işsizimiz var, herkes vergi öderken bu devleti yönetenlerin yakınları Türkiye Cumhuriyeti devletine vergi ödememek için yurtdışında tezgah kurarlarsa ben bunu dile getirmek zorundayım. Kimin için? Fakir fukaranın hakkı için, tüyü bitmemiş yetimin hakkı için. Sırtında çocuğunun cesedini, Muharrem’in cesedini taşıyan babanın hakkı için. Ayaz bebek gece donarak öldü, Ayaz bebek Konya’da bir gecekondu da, onun hakkı için. Samsun’da açlıktan ölen Kübra bebek için. Ben bunları sormak zorundayım. Şimdi diyorlar ki, sen bunları niye soruyorsun? Niye sormayım? Peki ben sormayım da kim soracak? Vatandaşa diyorsun ki “Git dövizini bozdur”, vatandaşa diyorsun ki “Gel vergini öde.” Sen de öde! “Ben yerliyim ve milliyim...” Hangi yerli, hangi milli kardeşim! Ben Man Adası’nda şirket kursaydım veya benim çocuklarım şirket kursaydı bugün yer gök Türkiye’de inlemişti. Herkes “Kılıçdaroğlu senin bu çocukların neden gidip Man Adası’nda şirket kurdular…” Emin olun ben rezil olurdum. Emin olun, milletin yüzüne bakamazdım.

Ece ÜNER- Tam da bu noktada şunu soracağım, istediğiniz reaksiyonu aldınız mı, istediğiniz etkiyi yarattı mı bu belge siyaseti? İşte az önce bahsettiğim, o hani doktorunu al veya işte gözlerini öperim siyaseti. İstediğiniz etkiyi yarattığınızı düşünüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Onu bilmiyorum, etkiyi yarattı mı, yaratmadı mı onu bilmiyorum. Ama ben bu milletin vicdanına seslendim.

Ece ÜNER- Peki zamanlama olarak mesela parti içinden de bir eleştiri hiç geldi mi? Türkiye öyle bir süreçten geçiyor ki yeri miydi, zamanı mıydı bu Sarraf’la ilgili veya Man Adası’yla ilgili?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, Sarraf olayı görüşülürken, biz Sarraf’ın ne zaman görüşüleceğini bilmiyoruz ki. Onu hükümet takip ediyor, bizim işimiz değil o. Dava ne zaman görüşülecek, neler olacak? Çünkü şunu söylediler bazı eleştirenler, gazete köşelerinde de eleştirenler, “Bu Man Adası olayını keşke Sarraf davası bittikten sonra açıklasaydınız o zaman kamuoyu biraz daha fazla ilgilenirdi” diye. Ama biz Sarraf davasının ne zaman görüşüleceğini, ne olacağını bilmiyoruz, takip de etmiyoruz yani. Orada temsilcimiz var, o sürece bakıyor ama sonuçta hakim neye karar verecek, nasıl karar verecek, duruşma ne zaman nasıl başlayacak onlarla çok fazla ilgilenmiyoruz. Yani Sarraf davasıyla ilgilenmiyoruz. Yani orada ne olup ne bittiğini çok fazla da ilgilenmiyoruz. Gazeteler yazıyorlar, biz de oralardan okuyoruz.

Ece ÜNER- Devam ettirecek misiniz? Mesela “Suç duyurusunda bulunacağız” dediniz. Bir kere kiminle ilgili efendim?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O Türkiye’den vergi kaçıranlarla ilgili, vergi ödememek için çaba harcayanlarla ilgili. Bakın, vergi cennetlerinin özelliği şudur, bir kurum veya bir şirket veya bir kişi bir, yasa dışı yollardan gelir elde etmişse bu gelirini aklamak için oraları kullanır. Yani vergi cennetlerini kullanır, oralardaki bankalar üzerinden parasını aklayarak Türkiye’ye getirir yasadışı. Veya yasadışı değildir ama Türkiye’de vergi ödememek için veya bir başka ülkede vergi ödememek için gider Man Adası’na. Dolayısıyla karlarını oraya transfer eder ve Türkiye’ye bu paraları getirmez. Bu da bir başka yöntemdir. Bunu önlemek için Türkiye’nin de bir kurumu var MASAK-Mali Suçları Araştırma Kurumu- ve Türkiye uluslararası hukukun gereği olarak vergi cennetlerinden gelen paralarla ilgili tedbir almak zorundadır. 2006 yılında TBMM bir kanun kabul etti, Kurumlar Vergisi Kanunu: “Türkiye’den eğer vergi cennetlerine para giderse yüzde 30 kesinti yapılacak, yani vergi kesilecek. Ama vergi cennetleri nerelerdir bunu bakanlar kurulu tespit edecek.2006 – 2017, 11 yıldır bu tespit yapılamadı. Oysa vergi cennetleri hangileridir diye baksanız, girin Google size bütün listeyi sayar veya MASAK’tan bir yetkili çağırın, bir şube müdürünü hani bıraktım başkanı bir şube müdürünü çağırın bana dünyadaki vergi cennetlerinin listesini getir, size 10 dakika içinde getirir. 10 dakikada bulunması gereken vergi cennetleri 11 yıldır niye bulunmuyor ve 11 yıldır kimin çocukları, kimin yakınları, kimin akrabaları Türkiye’de vergi ödememek için gidip oralarda şirket kurarlar? Ben bunu soruyorum. Kimin hakkı için? Bu ülkenin masum vatandaşları için. Vergi veriyor. Ekmek alırken vergi öder, kefen bezi alırken vergi öder, beyefendiler giderler Man Adası’nda şirket kurarlar 1 sterlin şirketin sermayesi. 15 milyon dolar ne oluyor? 1 sterlinlik şirket 15 milyon doları nasıl kazandı? Sıtkı Ayan kimdir, Kasım Öztaş kimdir? Biz bunları soracağız. Suç duyurusunda da bulunacağız. Bu kara paranın aklanmasıdır. Temiz para değildir bu, kara para. O yüzden şirketin adını açıklamıyorlar, korkuyorlar. Açıkla şirketin adını.

Ece ÜNER- Sarraf ve Man Adası dışında benzer bir takım hamleleriniz olacak mı bundan sonraki siyasetinizde?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yeri, zamanı gelince, toplumun biraz sindirmesi lazım, toplumun biraz düşünmesi lazım, toplumun biraz ya bu kadar da olmaz demesi lazım. Gerçekten bu kadar da olmaz yani.

Ece ÜNER- Peki şimdi ilginç de bir algı muhakkak nabzı yokluyorsunuzdur. Kimilerine göre belgeler gerçek. Zaten işte Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasına karşı çıkılmasının sebebi belgelerin gerçek olması. Kimilerine göre sahte ve orada şöyle bir algı da olabiliyor…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok özür dilerim bir şey söyleyeyim. Belgeler sahteyse ellerine dünyanın en büyük fırsatını verdik meclis araştırma komisyonu kurarlar getirirler, ‘bak sahte bir, sahte iki, sahte üç, sahte dört, sahte beş’ derler. Biz de saklanacak delik ararız, deriz ‘ya hay Allah yanlış yaptık, bütün belgeler sahteymiş, hepsini getirip bizim yüzümüze vurdular’ derdik. Ellerine büyük bir fırsat veriyoruz ama yanaşmıyorlar. Neden? Çünkü onlar da doğru olduğunu biliyorlar, gerçek olduğunu biliyorlar.

Ece ÜNER- Peki ama kamuoyu algısı - hani algı gerçekliktir diye bir cümle var biliyorsunuz- kamuoyu algısı bir kesim diyor ki, “Evet doğru ekip, doğru araştırma sonucu Sayın Kılıçdaroğlu bu belgeleri buluyor, getiriyor ki işte Dengir Mir Mehmet Fırat, Melih Gökçek aslında tuttu da bu siyaset ama Erdoğan karşısında tutmuyor.” Kimileri diyor ki, “Amerika – AK Parti ilişkisinde yaşanan gerginlik ve kriz dolayısıyla birileri CHP’yi araçsallaştırıyor ve bunlar servis ediliyor CHP’ye. Nasıl bu belgeler elde ediliyor?”

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo, bunlar Türkiye’de, Amerika’da değil ki bunlar Türkiye’de. Yani banka Türkiye’de değil mi? Banka Türkiye’de. Yani bu ülkede namuslu bürokratlar yok mu? Var tabi. Yani bu ülkede bütün bu olayları görüp de sessiz ya vicdanen sessiz duramam, yani bunun bir şekilde seslendirilmesi lazım diyen insan yok mu? Dünya kadar insan var. Bize devletin pek çok kurumundan bilgi gelir, doküman gelir yani. Türkiye bu kadar sahipsiz bir devlet değil. Yani birisinin çiftliği değil Türkiye. Bunlar gelir bize bu bilgiler. Ha bu bilgiler gelir biz bu bilgileri araştırırız önce doğru mudur değil midir? Yani ta gideriz işin özüne kadar gideriz, bakarız. Yani elimizde bir dekont, yani şimdi bu dekont doğru mu? Sahte de olabilir, sahte paranın basıldığı bir yerde dekont da sahte olmaz mı? Olabilir. Ama biz onun orijinaline bakarız. Artı dekont yeter mi? Hayır. Eğer bu para uluslararası trafiğe giriyorsa bunun bir swift kaydının olması lazım. Biz o kayda bakmak zorundayız. Bakmanın ötesinde ayrıca bu işi fiilen yapan insanlarla oturup konuşmak zorundayız. Yani onlara bu belgeleri gösterip ‘ya şunlara bir bakar mısın bunlar doğru mudur, değil midir neyi anlatıyor diye biz acaba yanlış mı ya da doğru mu anlıyoruz’ diye bunu yaparız. Ondan sonra biz bunları açıklarız. Yani sahte olsaydı bunlar, bunlar meydan meydan gezerlerdi. Mecliste derhal bir araştırma komisyonu açarlardı, sonra bırakırlardı. Ayrıca şunu da yaparlardı, “Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığını kaldıralım bize iftira atıyor” diye. İftiradan normalde tazminat davası açılması lazım, “Bize iftira ediyor, böyle bir para hareketi yoktur” demesi lazım. Yok. Savcılığa “Belgeler sahtedir” diye şikayet gitmiş. O nedenle biz de götürdük belgelerin orijinallerini teslim ettik, ama yetmedi bunların suç duyurusunda bulunacağız ve takipçisi olacağız bunların.

Ece ÜNER- Dolayısıyla bu belgeler size batıdan veya Amerika’dan, oradan, buradan servis edilmedi öyle mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok efendim ne batısı, ne Amerika’sı?

Ece ÜNER- Peki gelelim Ataşehir meselesine, çünkü sonrasında da o konu gündeme geldi. Zaten 2015 yılında bu konu gündeme getirilmişti yanlış hatırlamıyorsam.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hangisi?

Ece ÜNER- İşte kızınıza ait rezidans.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet, kızım bir mektup gönderdi gazetenin patronuna, gazetenin patronunun adresini bulmak da biraz zor oldu. 23.12.2017’de bir mektup gönderdi ve dedi ki, “100 bin dolara hazırız.” Mektup da şu, mektubu da göstereyim. Gönderdik dedik ki, “Bu 100 bin doları alıyorsan gel kardeşim 100 bin doları ver masraflar sana ait olmak üzere verirsen biz de evimizi veririz.” Zaten daire fiyatları bugün daha da düşmüş. Yani belki daha güzel bir yerden daha iyi bir daireyi alma imkanı olur, kız onu yapmaya hazır olur. Şöyle bir şey daha var, “Daireyi satın almayı gerçekten kabul etmeniz durumunda adalar manzaralı olmayan evimde güle güle oturmanızı temenni ederim.” Çünkü öyle diyorlar adalar manzaralı bilmem ne, işte 1 milyon dolar yok bilmem ne. Nereden çıktı böyle bir ev? Biz hayatımızda 1 milyon doları bir arada görmedik yani. Kızım avukat, kendisine gitmiş küçücük bir daire almış orada. Daireyi oradan almanın tek nedeni var, kapısında bir güvenlik olması. E-5’in altında almak istedik bir daire, ama orada daire fiyatları çok pahalıydı alamadık yani, gücümüz yetmedi. Yani bu kadar gerçekçi bir olay.

Bu konuda “Sadece benim değil, benim, yakınlarımın, bütün akrabalarımın malvarlığını da buyurun araştırın” dedim. Eğer bir şey varsa, bir yerden bir para alındıysak, para verdiysek, birisine bir torpil yaptıysak, dolar aldıysak, dolar verdiysek, Man Adalarında şirket kurduysak, buyurun gelin araştırın onu da verdik. “Efendim Kılıçdaroğlu siyasi manevra yapıyor…” İyi ya siz diyorsunuz, beni suçluyorsunuz. Gelin bütün her şeyi araştırın deyin ki, “Ey Kılıçdaroğlu bak sen bunu gizlemişsin arkadaş” deyin. Devletin bütün imkanları sizin emrinizde. Bankalar sizin emrinizde, hatta Sayın Metin Külünk “Kılıçdaroğlu’nun evi aranmalıdır, başka belgeler var evi aranmalıdır” dedi. Kendisini evime davet ettim, “Lütfedip eşinizle beraber gelin biz sizi karşılarız, ağırlarız, çay – kahve ikram ederiz, arzu ederseniz çok kitap var ama arzu ederseniz bütün kitapları karıştırabilirsiniz, belge var mıdır, yok mudur bakabilirsiniz. Gizlenecek, saklanacak bir şeyimiz yok. Emin olun hiçbir şeyimiz yok. Tertemiz insanlarız.” Hatamız olabilir mi? Olabilir hepimiz insanız, eksiğimiz olabilir, hatamız olabilir, yanlışımız olabilir. Biz bunları rahatlıkla da telaffuz ederiz. Varsa eksiğimiz burada eksiğimiz, burada yanlışımız var deriz. Ama böyle bir olayı hele hele Türkiye’nin gündemine getirirken dikkatli olmak zorundayız ve bu dikkati gösteriyoruz.

Ece ÜNER- Peki yine Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’nin görevden alınmasıyla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan “Daha çok şeyler gelecek” dedi. Şimdi sırada hangi CHP’li Belediyeler olabileceğine ilişkin bir bilginiz, bir duyumunuz var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo, herhangi bir bilgim yok. Belediyeler orada, zaten denetleniyor. Ece Hanım, yani devletin tepesinde oturan bir zat “Efendim daha neler olacak” diyor. Sen Türkiye’yi mi yönetiyorsun, yoksa sen istihbarat örgütünün başında mısın? Bunun kadar ayıp olamaz. Bu devleti yönetmek değil, devleti krize nasıl sokarım onun arayışı içinde demektir. Devletin müfettişleri var, Sayıştay denetçileri denetler, İçişleri Bakanlığı kontrolörleri denetler, İçişleri Bakanlığı müfettişleri denetler, kendisine bağlı Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu denetler. Kim arzu ediyorsa zaten denetler bunlar. Zaten bizim belediyelerimiz denetleniyor. Varsa bir şey… Ha şunu söyledim ben, “Oraya bir müfettiş gider, ‘bana şu dosyayı getirin’ der, eğer o dosyayı bizim bir Belediye Başkanımız vermezse burnundan getiririm. Vereceksiniz, denetlenecek orası.” Bunu rahatlıkla söylüyorum hiç.

Ece ÜNER- Peki görevden uzaklaştırma işlemine hükümet devam ederse CHP’nin tavrı ne olacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Doğru değil, yargıya başvuruldu doğru değil. Efendim hakkında iddialar var. Hakkında iddia olmayan Belediye Başkanı mı var? Dünya kadar, bütün Belediye Başkanları yargılanır. Birisi gider şikayet eder yargılanır. Bunların dokunulmazlığı yok ki. Şu olursa ben kabul ederim, Belediye Başkanı görevinin başındayken soruşturmayı engelliyorsa ben onu anlayışla karşılarım. Yani denetim elemanı dosya istiyor dosyayı vermiyor, denetim elemanı belge istiyor belgeyi vermiyor, denetim elemanı istiyor, o da vermiyor. O zaman derim ‘alın görevden’, hiçbir tereddüt yok. Ama bütün belgeler, bütün bilgiler istediği her şey veriliyorsa onun açığa alınmasına gerek yok ki, niye açığa alıyorsunuz! Görevinin başında zaten o. Kaldı ki, bu konuda yargı kararları da var, bizim düşündüğümüz gibi verilmiş kararlar da var. Sırf acaba birilerinin gözüne girebilir miyim diye böyle bir arayış veya Man Adası olayını nasıl gölgeleyebilirim, böyle bir arayıştan yola çıkılarak yapılan bir operasyon.

Ece ÜNER- Peki diğer belediyelere nüksetmesi durumunda halkla birlikte bir işte örneğin Adalet Yürüyüşü sırasında müthiş bir şey yakalanmıştı. Onun devamı niteliğinde…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim şu anda zaten denetleniyor belediyeler. Yani bizim aşağı yukarı bütün belediyelerimiz 365 günün emin olun 200 gününde, 300 gününde zaten denetleniyor. Sürekli denetim elemanları var. Yani biz denetim elemanı geldi diye rahatsız da değiliz. Gelsinler denetlesinler ne olacak yani? Denetledi diye biz niye denetliyorsunuz dedik mi? Hayır. Niye müfettiş gönderiyorsunuz dedik mi? Hayır. Gönderirler, devlettir devletler. Ha CHP’lileri daha fazla denetliyor. Denetleyin ne olacak yani? Bakın, o dosyalar üzerinde ben sordum takipsizlik kararı verilmiş ve çoğu kesinleşmiş, takipsizlik kararları kesinleşmiş. Şimdi kesinleşmeseydi derdik ki ya bir şey mi var burada. Ve ilk kez bizim bir Belediye Başkanımız gitti cumhuriyet savcılığına kendisini ihbar etti kendi malvarlığını. Buyurun oturun, banka hesapları incelendi, arabasındaki dolaba kadar hepsi sorgulandı hepsi. Yani buzdolabı arabasında öyle diyor, hepsi sorgulanmış. Faturalar istenmiş her şey. Sonunda bir şey yoktur denmiş. Ne olacak şimdi, ne olacak yani? Ha, bir şey bulurlar, yargılarlar mahkemeye verirler, deriz yani davadır devam ediyor, tabi yani sonuçta o da gidecek kendisini savunacak, mahkeme nasıl karar verecekse öyle olacak. Oradaki iktidar kanadının belediye meclis üyeleri mesela ihbar ediyorlar, ihbar gidiyor, müfettişler geliyorlar bir şey yok diyorlar, İçişleri Bakanının önüne gidiyor, İçişleri Bakanı da soruşturmaya gerek yoktur diyor. Onun üzerine belediye meclis üyeleri ona da itiraz ediyorlar olay Danıştay’a gidiyor. Edebilirler, biz buna da itiraz etmedik. Danıştay da diyor ki, “Soruşturmaya gerek yoktur.” Ama siz her seferinde acaba buradan bir şey çıkarabilir mi, bize bir ekmek düşebilir mi diye bunun arayışı içindesiniz. Bu doğru değil.

Ece ÜNER- Şimdi CHP’nin İstanbul’da hafta sonu yapılan ilçe kongrelerine delegelerin katılım oranı yarı yarıya düşük kaldı deniyor. Şimdi orada Kadıköy örneğin çok o anlamda kritik bir yer CHP açısından da. Birileri yani partiyi iyi bilen, üzerine yorum yapan birileri diyor ki, işte taban acaba İYİ Parti’ye kayıyor mu endişesi var. Yine işte geçtiğimiz günlerde bir araştırma şirketi kamuoyu araştırmasını açıkladı, CHP tabanının üçte biri daha doğrusu İYİ Partinin aldığı oyların üçte biri CHP tabanından geliyor yüzde 33’ü gibi bir rakam telaffuz etti. Böyle bir kaygınız var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır.

Ece ÜNER- Yani 7 Haziran sürecindeki gibi hangi HDP’ye kayan o emanet oylar gibi bir şeyle karşılaşma gibi bir kaygınız var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Daha seçime çok var. Yani bugünden iki yıl sonrası ne olacaktır onun hesabını yapmak çok kolay değil, doğru da değil zaten.

Ece ÜNER- Ama siz “17 ay geriye çekelim, hadi seçimleri geriye çekelim” çağrısı yapmıştınız.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi bugün de yapıyoruz.

Ece ÜNER- Niye yapıyorsunuz bunu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın, Belediye Başkanlarını zorla istifa ettirdiler. Bu doğru değil, seversiniz, sevmezsiniz bu doğru değil. Varsa bir şey yargılarsınız, mahkemeye verirsiniz gider denetler, görevden alınacaksa onun kararını hakim verir. Ama siyasetçi kişinin suçlu olup olmadığına karar verirse ülkede hukuk kalmaz. Şimdi Belediye Başkanı istifa ettiriliyor ve şantajla, ailesine kadar uzanan şantajla istifa ettiriyorlar. Dedim ki “Ya istifa ettirdiniz, adam da istifa etti, o zaman gelin burada seçim yapalım Belediye Başkanını halk seçsin. Yani demokrasinin namusunu kurtaralım hiç değilse.” Yani diyelim ki, Belediye Başkanı istifa etti dolayısıyla biz yeniden yerel yönetim seçimini yapıyoruz, seçimde birisi gelip kazanacak Belediye Başkanlığı koltuğuna oturacak. Vay efendim sen bunu nasıl söylersin? Ben bunu söylerim. Siz hangi gerekçeyle Belediye Başkanını şantajla istifa ettiriyorsunuz? Hani siz milli irade diyordunuz? Milli irade nedir? Halkın oyu değil mi, halkın iradesi değil mi? Halk diyor ki, ben bunu Belediye Başkanı seçtim, sen de diyorsun ben bunu istifa ettirdim. O zaman yeniden halka gideceğiz. Halk gelsin kendi Belediye Başkanını seçsin, o da o koltuğa otursun. Ben bunu söyledim.

Ece ÜNER- Bir reklam aramız daha var efendim.

Efendim şimdi sizin erken yerel seçim çağrınıza AK Parti genel seçim restiyle cevap verirse?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiçbir sakıncası yok, memnun oluruz.

Ece ÜNER- Peki Cumhurbaşkanlığına adaylığınızı koyacak mısınız Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle söyleyeyim, mademki Cumhurbaşkanı dediniz, Sayın Erdoğan’a sorduğum bazı soruların yanıtını alamıyorum. İşine geldiği zaman hiç konuşmuyor. Ve siz yine dediniz ki, Kılıçdaroğlu siz bazen açıklama yapıyorsunuz işte Türkiye’nin bekası vs. falan dışarıda işte Türkiye’yi eleştiriyor gibi algılanıyor diye. Yunan Savunma Bakanı Ege adalarıyla ilgili olarak açıkça beni tehdit etti. Dedi ki, “Buyur gel al, 18 adayı buyur gel al” dedi. Bakalım alabilir misin diye. Şimdi eğer bunlar milliyetçilerse, öyle diyorlarsa kendilerine en azından Yunan Savunma Bakanına cevap vermeleri gerekir sen nasıl konuşuyorsun diye. Ben söylüyorum 18 ada işgal altında, Yunan askerleri tarafından işgal edilmiş durumda. Sen milliyim diyorsun, sen yerliyim diyorsun, sen efendim ben dünya lideriyim diyorsun. Ya bu konuda tek cümle dahi kurmadın tek cümle. Rıza Sarraf’la, bu Ege adaları öyle. İki konuda hiç konuşmuyor hiç ama hiç. Rıza Sarraf’ı anlıyorum. Onun neden konuşmadığını çok iyi biliyorum. Ama 18 adayla ilgili niye konuşmuyor? Bu Ege adaları Yunanistan tarafından işgal edilmiş, askeri birlikler var orada. Çıkıp da Ey Yunan Savunma Bakanı sen nasıl böyle konuşursun demesi lazım değil mi? Ey diye başlaması lazım. Ey diyemiyor, E de diyemiyor. Tık yok. Niye tık yok bunu öğrenmek istiyorum.

Ece ÜNER- Peki Cumhurbaşkanlığına adaylığınızı koyacak mısınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Cumhurbaşkanlığı için biz parti olarak oturup karar vereceğiz tabi. Bu kararı verirken tek başımıza bu kararı almayacağız, kamuoyu yoklamaları yapacağız, artı diğer…

Ece ÜNER- Parti içinden bu yönde bir baskı var mı size? Bazı demeyim de telkin?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır şu aşamada bu konu bizim partinin çok fazla gündeminde değil gerçekçi söylemek gerekirse.

Ece ÜNER- Çünkü CHP iktidarında, tırnak içinde CHP iktidarında diye sıraladığınız vaatler arttı son dönemde.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kesinlikle… CHP iktidarında bütün taşeron işçilere kadro vereceğiz. Bir kısmına verildi, bir kısmına verilmedi. Verilenlere de bazı eksiklikler var tamamına kadro vereceğiz. CHP iktidarında çok güzel şeyler yapacağız. Kişi başına gelir en az 25 bin dolar, bakın 10 bin demiyorum, 20 bin demiyorum, 25 bin dolar ve Merkez Türkiye Projesi uygulandığı alanda kişi başına gelir 35 bin dolara çıkacak. Bütün bunların hepsini yapacağız.

Ece ÜNER- Peki Sayın Kılıçdaroğlu’nun 2019’da aday olma ihtimali hala masada.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabilir, yani bu dediğim gibi yeri ve zamanı gelir oturulur, konuşulur, karar verilir, araştırmalar yapılır ona göre bir karar verilir tabi.

Ece ÜNER- Peki şimdi orada şunu sorayım; final Kılıçdaroğlu – Erdoğan arasında olursa orada bir Türkiye’deki geleneksel sağ – sol dağılımı görüntüsü çıkmasından endişeniz var mı? Yani ben işte yüzde 65, yüzde 35 denir ya yıllardır ya da yüzde 70, yüzde 30. Ben sol lehine, solda durarak sol lehine o dengeleri değiştiririm der misiniz? Yoksa ben biraz sağla ittifak halinde olurum ve öyle avantaja çeviririm?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O süreç bir sağ – sol süreci değil. O süreç iki çerçeveli veya iki yönlü bir süreç. Bir, demokrasiden yana olanlar. İki, demokrasiye karşı olup otoriter rejimden yana olanlar. İkili bir yapı var. Demokrasiden yana olanlar bir tarafta olacak, bunun sağı, solu yoktur. Burada ülkücüler de olacak, burada milliyetçiler de olacak, burada demokratlar da olacak, sosyal demokratlar olacak, muhafazakarlar olacak, kendisini daha farklı tanımlayan kişiler olacak. Demokrasiden yana kim varsa bu demokrasi paydasında buluşacağız. Bir de otoriter rejimden yana olanlar yani başımızda bir adam olsun, elinde bir sopa olsun, işte birisi konuştuğu zaman kafasına vursun biz de bu rejimden yanayız diyecekler. Dolayısıyla ikiye ayrılacak toplum.

Ece ÜNER- Şimdi dediniz ki, amacımız yüzde 60 dediniz. Bu ittifaksız mümkün olan bir sonuç gibi görünmüyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette, ben boşuna mı diyorum demokrasiden yana olanlar. Demokrasiden yana olanların en az yüzde 60’ı sağlaması lazım. Neden? Çünkü Türkiye’nin sorunları çok ağırlaştı ve derinleşti. Bu sorunu çözecek olan demokrasiden yana olanlardır, demokrasi güçleridir, demokrasi paydasında buluşanlardır. Bunun içinde herkes olacak. Yani düşünce özgürlüğünden yana olan, yani yargı bağımsızlığından yana olan, kadın – erkek eşitliğinden yana olan, medya özgürlüğünden yana olan, üniversitelerin özerkliğinden yana olan herkesin bu çerçevede olması lazım. Sonra biz kendi aramızda oturur düşüncelerimiz çerçevesinde benim ekonomik politikamı öbürü beğenmeyebilir, bir başkası başka bir ekonomi politika, başka bir siyasal görüş dillendirebilir. Ama hepimiz demokrasi paydasında buluşmak zorundayız.

Ece ÜNER- Şimdi burada daha somut parti isimleri üzerinden gidecek olursak bir söyleşinizde “Demokrasi ülkücülerin olmazsa olmazıdır, ülkücüler ve milliyetçiler demokrasiden yana tavır alan gruplar olarak görüyorum” diyorsunuz. Ülkücülerin oyuna mı talip olursunuz? Daha doğrusu MHP’yle bir ittifaka mı daha sıcak bakarsınız, HDP’yle ittifaka mı daha sıcak bakarsınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi burada şunu ifade edeyim, yani bu ittifak yani sizin söylediğiniz ittifak partiler arasında bir ittifak değil aslında. Bu demokrasi ittifakı bu, demokrasiden yana olan insanlar. Dolayısıyla ben ülkücülerin ya da milliyetçilerin demokrasiye karşı çıktıklarına asla inanmıyorum. Demokrasiyi savunacak, kendi düşüncesini demokrasi içinde savunacaktır bu ülkücü kardeşimiz de, milliyetçi kardeşimiz de, muhafazakar kardeşimiz de, sosyal demokrat kardeşimiz de.

Ece ÜNER- Partileri aşarak böyle bir ortak payda mümkün müdür?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu partilerin ötesinde, bakın bu parti ötesinde bir olaydır.

Ece ÜNER- Ama seçmen partilerde kemikleşmiş durumda değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Seçmen onu aşacak. Bakın, anayasa referandumunda aştı. Anayasa referandumunda böyle bir ittifak falan olmadı, demokrasiden yana olanlar bir taraftaydı. Ama ne oldu Yüksek Seçim Kurulunun aldığı yasadışı bir kararla, gayrimeşru bir kararla…

Ece ÜNER- Ama çeşitli partiler deklare ettiler tutumlarını.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi farklı bir sonuç çıktı, değişik partiler görüşlerini ifade ettiler. Biz ‘evet’ diyeceğiz, öbürü ‘hayır’ diyecek. Evet diyenin de bizim başımızın üstünde yeri var, hayır diyenin de başımızın üstünde yeri var. Sorun nerede? Sorun şurada, sorun seçimler meşru zeminde yapılmadı. Yani referandum meşru değil gayrimeşru bir referandum çıktı ortaya.

Ece ÜNER- Peki Sayın Kılıçdaroğlu bugün İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener çıktı dedi ki, “Arzum DP ve Saadetle ittifak, CHP’yle ittifak yapmam.” Şimdi bu netlikte Sayın Kılıçdaroğlu bugün itibariyle arzum şu şu partiyle ittifak, şu partiyle ittifak yapmam der mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Partiler arasında ittifak zaten olmaz ki kanuna aykırı. Partiler arasında ittifak olmaz. İttifak belli bir düşünce çerçevesinde olur. Yani dediğim gibi şimdi bizi ittifak dediğiniz tabloya zorlayan olay nedir? Demokrasi veya demokrasi değil.

Ece ÜNER- Bunun yasalaşması yönünde çalışmalar söz konusu oldu ama biliyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yapılıyor şu anda onu bir görmemiz lazım. Orada ne öngörülüyor bir bakmamız lazım oraya.

Ece ÜNER- Bir açıklaması daha oldu Sayın Akşener’in, dedi ki, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin adayı ikinci tura kalırsa destekleriz.” Birincisi bu açıklamayla ilgili ne diyorsunuz siz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkür ederiz.

Ece ÜNER- Sizin benzer yani…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Benzer şu, demokrasiden yana ikinci tura kim kalıyorsa biz ona kesintisiz ve koşulsuz destek veririz. Ama ilkeler çerçevesinde, belli ilkeler olmalı. O ilkelerden yola çıkarak yani demokrasi, tabi demokrasi deyince neyi kastediyoruz, demokrasi denince denecek ki, demokratik parlamenter sistem, yargı bağımsızlığı, üniversitelerin özerkliği. Düşünebiliyor musunuz Kanun Hükmünde Kararname çıkıyor herkes konuşuyor, konuşmayan bu ülkenin üniversiteleri. Bir ülkenin üniversiteleri konuşmuyorsa, konuşamaz noktaya getirilmişse o ülkede büyümeyi bekleyemezsiniz, kalkınmayı bekleyemezsiniz, yoksulluğu gidermeyi bekleyemezsiniz. O ülkede katma değeri yüksek ürün üretecek olan üniversitelerdir, onlar bilgi üretecekler. Bilginin üretilmediği bir yerde, düşünce özgürlüğünün olmadığı bir yerde Türkiye büyüyemez, dünyada böyle bir örnek yoktur. Neden Fransa kalkınmış, neden Almanya kalkınmış, Norveç’i, İsveç’i, Amerika’sı, Çin’i neden kalkınmış?

Ece ÜNER- Efendim peki şimdi tabi ete, kemiğe büründürmek gerekiyor benim açımdan en azından izleyiciler merakla takip ediyorlar şu anda. Meral Akşener ve Abdullah Gül isimleri örneğin çok gündeme getiriliyor Cumhurbaşkanlığı adaylığı noktasında. Az önce yaptığınız tarife göre yani demokrasiden yana duran isimler olarak değerlendiriyor musunuz? O anlamda destek verir misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Demokrasiden yana isimler olarak değerlendiriyorum.

Ece ÜNER- Dolayısıyla destek veririz diyorsunuz eğer onlar ikinci tura kalırsa?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim kim demokrasiyi savunuyorsa biz koşulsuz destek veririz. Bizim için mesele bir parti meselesi değil, mesele bir Türkiye meselesi. Yani siz eğer sorunu bir parti meselesine indirgerseniz Türkiye’nin geleceğine ihanet etmiş olursunuz. Eğer Türkiye’de demokrasiyi kim getirecekse benim başımın üstünde yeri var. Ben onun görüşü, benim düşüncemin özgürce ifade edildiği bir rejime ben nasıl karşı çıkabilirim. Onunla beraber oturacağım, siyasette rakibim olabilir ama o beni kabul etmeli, ben de onu kabul etmeliyim. Bir masanın etrafında oturup konuşmalıyız Türkiye’nin meselelerini. Eğer bugün Türkiye’nin meselelerini siyasi partiler, partilerin liderleri bir araya gelip konuşamıyorsa bu Türkiye’de demokrasinin olmadığı gerçeğidir.

Ece ÜNER- Şu gün itibariyle Türkiye erken seçim olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabilir yani.

Ece ÜNER- Olmayacak” diyor çünkü AK Parti.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi efendim bırakın onları, Türkiye’de erken seçime bir kişi karar verecek niye kandırıyoruz birbirimizi. AK Parti denen bir parti var doğru. Ama AK Parti iradesi yok ki, bir kişinin iradesi var orada. Bir kişi neye karar verirse, erken seçime karar verirse olacak. Karar vermezse olmayacak. Yani birbirimizi kandırıyoruz, bir demokrasicilik oyunu oynuyoruz. Yok aslında Türkiye’de demokrasi yok ki şu anda. Anayasası Anayasa Mahkemesi eliyle askıya alınmış bir ülkede demokrasiden mi söz edilir? Demokraside bir gazetenin sahibi yıllar boyunca kuruluşundan beri FETÖ’ye karşı çıkacak, onun uygulamalarını eleştirecek, siz sahibini FETÖ’cü diye arayacaksınız, yurtdışından yakalayıp Türkiye’ye getireceksiniz. Akıl var mantık var, nereden çıktı bunlar?

Dolayısıyla ülkede demokrasi şu anda, demokrasi hızla zemin kaybediyor. Bunu hepimiz görüyoruz. Parlamentoda da yok, ne parlamentosu. Başkana bakıyorsunuz işte. Hangi başkanda? Öyle bir değişiklik yapıldı ki, yargı bağımsızlığı gitti, savunma hakları gitti. Şimdi FETÖ yöntemleriyle altını özenle çiziyorum FETÖ yöntemiyle, FETÖ’nün yaptığı operasyonun bir benzerini 20 Temmuz darbesinden sonra şimdi bunlar KHK’yla, Kanun Hükmünde Kararnameyle yapıyorlar. Yargıtay’a 100 üye, Danıştay’a 16 üye yeniden atayacaklar. Nereden seçecekler bunları? Bizim partili olsun. Ne yapacaklar? Benim istediğim gibi karar verecek militan yargıçlar olsun oraya ben bunları tayin edeyim diye. Aynı FETÖ yöntemi. Diyorlardı ya paralel yürüyoruz biz bu yollarda, paralel yürüyorlar bu yollarda. Savunma hakkını elinden alıyorsunuz vatandaşların.

Ece ÜNER- Böyle bir süreçte kurultayın çok da zamanı olmadığını söyleyenler de var. CHP’nin muhalefet etme ritmini düşürdüğünü söyleyenler var. Çünkü işte herkesin bu sefer kendi içinde ben ne olacağım endişesi taşıdığı ve o anlamda performansının düştüğünü tam da böyle bir dönemde. Ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizden bir partili, açık ve net söylüyorum bizden bir partili ben ne olacağım diyorsa derhal partiden istifa etmeli. Bir daha söylüyorum, bizden bir partili ben ne olacağım diyorsa derhal partiden istifa etmeli. Biz ne olacağız diyorsa başımın üstünde yeri var. Kimse kendi kişisel çıkarı üzerine bu partide siyaset yapamaz, izin vermem kesinlikle. Ben ne olacağım? Ben ne olacağımı bu partinin içinde soramazsın, sormaya hakkın yoktur. Türkiye bu kadar zor koşullar altındayken biz Türkiye ne olacak, ya geleceğimiz ne olacak, insanlar yarın sabah neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlar. Eğer ben ne olacağım diye yola çıkıp siyaset yapıyorsa o kişinin bu partide yeri yoktur. Ayrılsın derhal. Biz dava adamı arıyoruz. Kendisini Türkiye’nin geleceğine adamış insanlarla yola çıkmak istiyoruz, dava adamı arıyoruz.

Ece ÜNER- Tek aday mı olacaksınız efendim kurultayda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bilmiyorum. Demokrasi var bizde, yani adaylar çıkabilir, tek aday da olabilir bilmiyorum yani.

Ece ÜNER- Çünkü Sayın Muharrem İnce’yle Sayın Tuncay Özkan arasında bir polemik oldu belki takip etmişsinizdir. Sayın Tuncay Özkan Kübra Par’ın programında “Ben Sayın İnce’yle de konuştum aday olmayacak” dedi. Sonra Sayın İnce “Kendisi benim basın sözcüm değil, böyle bir dönemde daha bu kadar süre varken çıkıp böyle bir şeyi niye söylüyor” deyince acaba aday mı olma niyetinde diye bir…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabilir. Yani sonuçta Muharrem Bey değerli bir arkadaşımız, iyi bir partilimiz yani bakıldığı zaman. Yani biz Muharrem Bey’i işte efendim niye Genel Başkan adayı oldun diye dışlayacak mıyız? Hayır tam tersine kucaklayacağız, o da kurallar içinde gelir adaylığını koyar, hatta biliyorsunuz geçmişte Genel Başkan adayı olmak çok zordu ben o ağır koşulların tamamını kaldırdım.

Ece ÜNER- Ama geçmişte kurultay partisi diye anılırken CHP, hatta Adalet Yürüyüşü sırasında Sayın Bahçeli’nin bir yorumu olmuştu “Bu Ankara’dan İstanbul’a doğru bir yürüyüş değil CHP’nin içine doğru bir yürüyüş çünkü tek adamlığını tahkim etti Sayın Kılıçdaroğlu orada pozisyonunu sabitledi ve artık uzun süredir işte kurultay partisi olarak CHP’de gücü çok net tahkim oldu” görüşünü…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Benim görevlerimden birisi de bu partide yani Cumhuriyet Halk Partisinde Genel Başkan adaylarının önünü açmaktır. Biz koltuklara mahkum değiliz ve koltuk tutkunu da değiliz. Bizim tek hedefimiz bu ülkenin çıkarları. Ben kendi çocuklarımın da, benim gibi düşünmeyen insanların çocuklarının da bu ülkede huzur içinde yaşamasını isterim. Eğer huzursuzluk varsa bunun sorumlusu hükümettir. Onlar huzuru getirdiler de ben karşı mı çıktım? Onlar bu ülkeye barışı getirdiler de ben karşı mı çıktım? Onlar terörle mücadele ettiler de ben karşı mı çıktım? Onlar baskı uyguladıkça ben itiraz ediyorum, yargıya müdahale ettikçe ben itiraz ediyorum. İnsanları boşu boşuna suçladıkça ben itiraz ediyorum. Gazetecileri hapse attıkça ben itiraz ediyorum. Siz Türkiye’yi dünyaya rezil ettiniz diyorum. Bütün uluslararası göstergelerde Türkiye geriye gidiyor. Ben mi geriye götürüyorum?

Ece ÜNER- Son sorum, geçtiğimiz günlerde Rıdvan Dilmen “Parkasız Deniz Gezmiş” benzetmesi yaptı Cumhurbaşkanı Erdoğan için. Ne dersiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Deniz Gezmiş bizim siyasal tarihimizin ve gençlerimizin önderlerinden birisidir. Deniz Gezmiş bu ülke için, bu ülkenin geleceği için, bu ülkenin gençleri için hayatını feda eden kişidir. Darağacına onuruyla yürüyen, darbe döneminde asılan bir kişidir. Düşüncelerinden ödün vermeyen bir kişidir. Dün söylediğini ertesi gün yalanlamayan bir kişidir. Söylediği her sözün arkasında kapı gibi duran kişidir. O nedenle bu ülkenin bütün gençleri hangi görüşten olursa olsun Deniz Gezmiş’e saygı duymuşlardır. O kendi ifadesiyle emperyalizme karşı çıkmıştır. O 6. filoya karşı çıkmıştır arkadaşlarıyla. O bu mücadeleleri vermiştir. Ona herkes saygı duyar. İdamı da yanlıştır, siyasal idamların tamamı yanlıştır. Bakın ben şunu da rahatlıkla söyleyeyim, Menderes’in idamı da yanlıştır, Fatin Rüştü Zorlu’nun idamı da yanlıştır. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı da yanlıştır. Bugün Menderes’i idam edenler, idam edildi Menderes ama bugün onun adına havaalanları yapıyoruz, üniversiteler yapıyoruz. Siyasi idamlar tarihin hiçbir döneminde o topluma yarar getirmemiştir. Tam tersine bir süre sonra toplum bunları niye idam ettik demiştik. Deniz Gezmiş’le Erdoğan arasında bir kıyaslama tarihe ihanettir ve doğru değildir. Asla doğru değildir.

Ece ÜNER- Peki, artık yeni yıl öncesi son program onun için bir yeni yıl mesajınız, söylemek istediğiniz bir şey mi var mı Sayın Kılıçdaroğlu?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 2018 bizim için çok önemli. Yani bizim derken Türkiye için, ülkemiz için çok önemli. 2018’de hepimiz mutlu bir güne uyanmak isteriz. Anneler çocuklarının sevgisiyle hayata sarılmak isterler. Babalar bir işim gücüm olsun, çocuklarımla birlikte mutlu bir evde yaşayım diye söylerler. Büyükanneler, büyükbabalar torunlarıyla oynamak, parkta, sokakta oynamak isterler, gezmek isterler. Onları kucaklarına alıp sevmek isterler. Emekliler Ramazan Bayramında, Kurban Bayramında birer maaş ikramiye alıp torunlarıyla beraber huzur içinde yaşamak isterler. Bütün taşeron işçileri kadrolarına kavuşmuş olur ve toplu sözleşme haklarına kavuşmuş olurlar. Buna benzer dileklerimiz ve temennilerimiz var. Bu ülkede 15 yılda eğer yoksulluk bitmemişse bu kabahat birilerinindir. Her evde huzurun olması, her evde tencerenin kaynaması hepimizin ortak arzusu olmak zorundadır. Biz 2018’de bunun gerçekleşmesini isteriz. Bu bir rüya değil aslında. Bunların tamamı gerçekleşebilir. Emin olun 4 yıl içinde, 5 yıl demiyorum 4 yıl içinde bunların tamamı gerçekleşebilir. 4 yıl içinde emekliye iki maaş ikramiye verilir. 4 yıl içinde bütün taşeron işçileri kadroya kavuşur.

Bakın, 2018’de asgari ücretin 2 bin lira olması lazım. “Nereden çıktı bu 2 bin lira” diyorlar. Emin olun oturup uzun uzun düşündük, tartıştık, bütçeye baktık, rakamlara baktık, toplanan vergilere baktık 2 bin lira. 2 bin lira büyük bir para değil. Bir evi geçindireceksiniz bir ayda 2 bin lira ve bu 2 bin liranın büyük bir kısmı yine vergiye gidecek, ekmek alırken vergi ödeyecek, arabaya binerken, dolmuşa binerken, metroya binerken yine vergi ödeyecek. Ayrıca kendi vergisini de ödeyecek. 2 bin lira net para aldığı zaman bu insan en azından 2018’e ya evet yani 2 bin lira işte bin 404 lira 600 lira zam geldi bereket versin diyecek.

Bu dileklerle ben de bütün vatandaşlarımın yeni yılını kutluyorum, onlara mutlu bir gelecek, huzurlu bir gelecek diliyorum. Umarım hep birlikte farklı düşüncede olsak bile bu da çok önemli farklı düşüncelerde olabiliriz, farklı kimliklerimiz olabilir ama biz bu ülkede huzur içinde yaşamak istiyoruz bayrağımızın altında.

Ece ÜNER- Sağolunuz efendim hem sorularımızı yanıtladığınız için, hem bizi burada ağırladığınız için çok teşekkürler Sayın Kılıçdaroğlu. Evet CHP Genel Merkezinde CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na sorduk yoğun gündemi. Çok fazla başlık, çok fazla soru vardı elimizden geldiğince, vakit yettiğince.

Teşekkür ederiz efendim izlediğiniz için, hoşçakalın.